Çeviri

Tuesday, January 20, 2026

Bilginin idraki ve kalpteki kılıf

Kur'an ayetlerinin anlam içeriklerinin zaten olmayan zaman kavramından münezzeh olduğu ayetlerin anlamlarının çok sonra anlaşılmaya başlanmasından anlaşılabilmektedir.

Basit içerikli gibi görünen bir ayetin esasen ne denli derin ve ilmi gerçekleri barındırdığı ancak samimi şekilde gerçeği bulmak, gerçeği anlamak isteyenler ve tefekküre üşenmeyenler tarafından idrak edilebilmektedir.

Bu husus Sad suresinin aşağıdaki ayetinde "zaman" teması bağlamında bildirilmektedir.

38/87 İn huve illa zikrun lil alemin

( Kesinlikle o ancak alemler için hatırlamadır. )

38/88 Ve le ta'lemunne nebeehu BA'DE HİYN

( Ve "Onun haberini BELİRLİ ZAMAN SONRA kesinlikle bileceksiniz."  )

Söz konusu durum keşiflerin de kaynağı olup, aslında tüm bilim sahalarında geçerlidir. Mevcut olan bir veri (bilgi) farklı ve derin bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde yani zihni tutum ve durum değiştirildiğinde mevcut bilginin de değiştiği, çeşitlendiği, derinleştiği gözlenmektedir. Bunu sağlayabilmek için ise her türlü tabu, ön yargı ve kadim kabulden sıyrılabilmek yani "kalpteki kılıfı" kaldırabilmek gerekmektedir. Bilginin kalbe inmiş, kalpte kodlanmış olduğu ve bilginin içeri alınabilmesi (idraki) ve dışarı verilebilmesi (paylaşılabilmesi) için "kalbin kılıfsız" olması gerektiği aşağıdaki ayetlerde bildirilmektedir.

26/193 Nezele bihir ruhul emin

( Onu güvenilir ruh indirdi. )

26/194 ALA KALBİKE li tekune minel munzirin

( Uyarıcılardan olman için SENİN KALBİNE, )

2/88 Ve kalu KULUBUNA ĞULF .....

( Ve "Bizim KALPLERİMİZ KILIFLIDIR." dediler. .....

Netice itibarıyla insanın en büyük dualarından birinin de "Kalbimdeki kılıfı kaldırmamda yardımcı ol." cümlesi olması gerekmektedir.

Saturday, January 17, 2026

Kronostaz

Kronostaz*, bir uyaranın örneğin bir görsel hareket, saat ibresi veya saat tik-tak sesinin zaman algısında geçici olarak öne veya arkaya kayması ve gerçek zamanından farklı algılanması durumu olarak tanımlanan bir fenomendir. Bu fenomen genellikle, saate bakıldığında saniye ibresinin veya saniyeyi temsil eden sayının kısa bir an duruyormuş veya değişmiyormuş gibi algılanması, göz kırpma veya ani odak değişimlerinde, ilk görülen nesnenin normalden daha uzun süre algılanması yani zihinsel olarak zaman algısında geçici bir duraksama veya gecikme hissinin oluşması şeklinde tezahür etmektedir.

* khronostasis : gre. * khronos (zaman) + stasis (durma, sabit olma) * zaman durması


Kronostaz, bilimsel olarak, beynin, göz hareketleri veya dikkat kaymaları esnasında çevresel bilgiyi işlerken gecikmeyi telafi etmek için zaman algısını “öne çekmesi" olarak açıklanmaktadır.

Bu fenomen zamanın, dünyevi ve maddi unsurların algılanan farklı halleri referans alınarak sayı temeline dayalı olarak kabul edilmiş kurgusal bir kavram olduğuna yani esasen zamanın olmadığına batıni işaret ve delil niteliğindedir.

Arapçadaki "Za‘ama" (زَعَمَ)(Zannetmek, Sanmak, İddia etmek, İleri sürmek) kelimesinin "Zaman" (زمان) kelimesi ile olan fonetik benzerliği de, zamanın "zanna" dayalı kurgusal bir yanılgı olduğunu destekler niteliktedir. Bu kelimenin ayetlerdeki örnek bir kullanımı şöyledir.

6/94 ... ve ma nera meakum  şufeaekumullezine ZEAMTUM ennehum fikum şuraka ....

(.... Kesinlikle size ortaklar olduklarını ZANNETTİĞİNİZ o af vesilecilerinizi sizinle birlikte görmüyoruz.

Zamanın kurgusal ve görece bir kavram olduğu yani zanna dayalı olduğuna dolaylı olarak işaret eden ayetler şöyledir.

2/259 ..... Böylece Allah onu gerçekten YÜZ SENE öldürdü. Sonra onu diriltti. "NE KADAR KALDIN?" dedi. "BİR GÜN veya günün bazısı, bir bölümü kadar kaldım." dedi. "Bilakis gerçekten yüz sene kaldın. YEMEĞİNE VE İÇECEĞİNE BAK, BOZULMAMIŞ. .....

22/47 .... Kesinlikle Rab’binin indinde BİR GÜN, o sizin saydığınızdan BİN SENE gibidir.

Aşağıdaki ayetlerde, zamanın temel parametresi olan "güneş" ve ona bağlı olan "gölge" kelimeleri vasıtasıyla doğrudan "Kronostaz" fenomeni temsil edilmekte gibidir.

6-Joshua-10-13 Halk, düşmanlarından öcünü alıncaya dek güneş durdu, ay dayerinde kaldı. Bu olay Yaşar Kitabı’nda da yazılıdır. GÜNEŞ YAKLAŞIK BİR GÜN BOYUNCA GÖĞÜN ORTASINDA DURDU, BATMAKTA GECİKTİ. 

12-2-Kings-20-9 Yeşaya şöyle karşılık vermişti: "RAB'bin verdiği sözü tutacağına ilişkin belirti şu olacak: GÖLGE ON BASAMAK UZASIN mı, kısalsın mı?"

12-2-Kings-20-10 Hizkiya, "Gölgenin on basamak uzaması kolaydır, ON BASAMAK KISALSIN" demişti.

12-2-Kings-20-11 Bunun üzerine Peygamber Yeşaya RAB'be yakardı ve RAB Ahaz'ın merdiveninden aşağı düşmüş olan GÖLGEYİ ON BASAMAK KISALTMIŞTI.

Friday, January 16, 2026

Uzayan gölgeler

Bir cisim yere dik (düşey) duruyorsa ve ışık kaynağı da belli bir yükseklikteyse, gölgenin uzunluğu (G), cismin yüksekliğinin (h) ışık kaynağının ufukla yaptığı açıya (𝜃) bölünmesi ile yani “G = h / tan 𝜃” formülü ile bulunmaktadır.

Bir cismin gölgesi teorik olarak sonsuza kadar uzayabilse de dünyadaki fiziki kısıtlamalardan dolayı gölgenin sonsuzluğa uzanması mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla ufukta ışık kaynağı olan güneş gözle görüldüğü anda, yani güneş doğarken veya batarken gölge çok uzun olmakta ancak düzgün bir sonsuz uzunluk oluşmamaktadır. Atmosferik kırılma nedeniyle, doğuşu anında güneş tam ufukta olmasa da yaklaşık 0.5°* yükseklikte görünmektedir. (*Astronomi ve gökbilimde, güneşin veya ayın ufukta görünür konumu hesaplanırken 0.5°’lik değer standart bir düzeltme (refraction correction) olarak kabul edilmektedir.)

Buna göre, örneğin 1 metre yüksekliği olan bir cismin gölgesinin uzunluğu G = 1 / tan 0.5° (0.0087) formülü ile 115 metre olarak hesaplanmaktadır. Dolayısıyla dünyada bir cismin gölgesi, cismin en fazla yaklaşık 115* katına kadar uzayabilmektedir. (*Bu sayının nümerolojik değeri 7 (1+1+5 = 7) olmaktadır.)

Furkan suresinin, “Gölgenin uzamasından” bahsedilenen aşağıdaki ayet ikilisi, konu bağlamında semantik ve nümerik uyum arzetmektedir. 

25/45 E (1) lem (2) tera (3) ila (4) rabbi (5) ke (6) keyfe (7) MEDDE (8) El (9) ZİLL (10) ve (11) lev (12) şae (13) le (14) ceale (15) HU (16) sakina (17) summe (18) cealna (19) el (20) şemse (21) aley (22) Hİ (23) delila (24) 

( Rab’binin GÖLGEYİ nasıl UZATTIĞINI görmüyor musun? Ve şayet dileseydi, ONU hareketsiz kılardı. Sonra, Güneş’i onun üzerine delil kıldık. )

25/46 Summe (1) KABADNA (2) HU (3) iley (4) na (5) KABDAN (6) yesira (7) 

( Sonra ONU (GÖLGE), kolay ÇEKMEYLE kendimize ÇEKERİZ. )

- Furkan suresinin numarası olan 25 sayısının nümerolojik değeri 7’dir. (2+5 = 7)

- Konudan ilk kez bahsedilen, ayet ikilisinin ilk ayetinin kodundaki (25/45) rakamların toplamının nümerolojik değeri de 7’dir. (2+5+4+5 = 16 ... 1+6 = 7)

- Ayet ikilisindeki “Zill” (Gölge) kelmesinin ve bu kelimeyi temsil eden zamirlerin (Hu, Hi) sıra numaralarının toplamının nümerolojik değeri de 7 olmaktadır. (10+16+23+3 = 52 ... 5+2 = 7)

- “Gölgenin uzaması” kavramı ayet ikilisinin ikinci ayetinde “Kabd el zill” (Gölgenin çekilmesi) ifadesi ile tekrar vurgulanmaktadır. Bu ayette 7 kelime bulunmaktadır.

- Ayet ikilisinde, “Gölgenin uzaması” kavramı “Medde” (Uzamak), “Kabada” (Çekmek) ve “Kabd” 8Çekme, Çekiş) kelimeleriyle ifade edilmektedir. Bu kelimelerin ayet ikilisindeki sıra numaralarının toplamının nümerolojik değeri de 7 olmaktadır. (8+2+6 = 16 ... 1+6 = 7)

- Ayetin ve dolayısıyla bu bölümün ana kavramı olan “El Zill” (الظِّلَّۚ) (Gölge) kelimesinin ebced değeri 961 olup, bu sayının nümerolojik değeri de 7 olmaktadır. ( Elif 1 + Lam 30 + Zi 900 + Lam 30 = 961 ... 9+6+1 = 16 ... 1+6 = 7 )

Saturday, January 10, 2026

İkişer atom, ikişer organ

İnsanın solunumunu sağlayan madde, formülü O2 olan ve “Oksijen molekülü” olarak anılan maddedir. İnsanın diğer hayati ihtiyacı olan madde ise formülü H2O olan ve “Su molekülü” olarak anılan maddedir.

Hayati maddeler olan “Oksijen” ve “Su”yun özü sırasıyla O (Oksijen) ve H (Hidrojen) elementleri olup, O2 ve H2O moleküllerinde bu elementlerden “ikişer” atom bulunmaktadır. 

İnsan vücudunda “ikili” yapı arzeden yani “ikişer” adet olan organlar akciğer ve böbreklerdir. Akciğer, solunan havayı depolama ve oksijenin alveoller vasıtasıyla kana geçmesini sağlama işlevi görmektedir. Böbrek ise kandaki gerekli suyu tutup, fazlasını idrar olarak atma işlevi görmektedir.

Söz konusu iki organın Oksijen ve Su süreçleriyle ilgili olması semantik ve nümerik bir uyum arzetmektedir. 


Doğarken ağlayanlar

Ağlama eylemi iki sebebe dayalı olarak gerçekleşmektedir.

1- Fizyolojik (yaralanma) veya psikolojik acı (üzüntü) durumunda

2- Aşırı heyecan ve sevinç durumunda 

Doğduğunda “ağlayan” yegane varlık insandır.

Yeni doğan bir bebeğin ağlamasının fizyolojik (dünyevi ve zahiri) sebepleri aşağıda aşamalar halinde belirtilmiştir.

1- Doğumla birlikte plasental dolaşımın kesilmeye başlaması, kandaki oksijenin düşmesine ve karbondioksitin yükselmesine yol açar.

2- Kandaki CO2 artışı, beyin sapındaki (medulla oblongata) solunum merkezlerinde bulunan kemoreseptörleri uyarır.

3- Solunum merkezi, diyaframa ve kaburgalar arası kaslara çok güçlü bir kasılma emri gönderir.

4- Kasılma sonucu oluşan bu ilk güçlü soluk, akciğerlerdeki sıvının büyük kısmının dışarı atılmasını ve alveollerin ilk kez hava ile dolmasını sağlar.

5- Alveollerin gerilmesi, akciğer mekanoreseptörlerini uyararak solunum refleksini pekiştirir.

6- Yüksek basınçla dışarı verilen hava, yarı kapalı durumdaki ses tellerinden geçerken ağlama sesini oluşturur.

Ancak, doğum sonrası solunuma geçiş sürecinin hayvanlarda da aynı olmasına rağmen “ağlama” ortaya çıkmamaktadır. Zira ağlama, solunumun zorunlu bir sonucu olmayıp, insana özgü bir “seslenme ve iletişim” vasıtasıdır. O halde neden “gülme” yerine “ağlama” oluşmaktadır? Çünkü esasen bu ağlama insanın “yardım çağrısı”dır. Bu durumda yenidoğan ağlamasının uhrevi ve batıni sebebi, insanın esasen ait olmadığı, içinde bulunmaması gereken bir ortama geçmiş olması ve kurtulmak istemesi midir? Bir başka deyişle cehennemde olduklarını idrak edenler sadece yeni doğan bebekler midir?

40-Matthew-18-3 "Size doğrusunu söyleyeyim, DÖNÜŞTÜRÜLÜP, KÜÇÜK ÇOCUKLAR GİBİ OLMADIKÇA, GÖKLERİN EGEMENLİĞİ'NE ASLA GİREMEZSİNİZ.

Ağlama fenomenine ilişkin aşağıdaki müteşabih (sembolik ifade içeren) İncil ayetleri de konu bağlamında dikkat çekmektedir.

40-Matthew-13/41-42 İnsanoğlu meleklerini gönderecek, onlar da insanları günaha düşüren her şeyi, kötülük yapan herkesi O'nun egemenliğinden toplayıp, kızgın fırına atacaklar. Orada AĞLAYIŞ ve diş gıcırtısı OLACAKTIR.

Kur’an’da insanı, içinde bulunduğu ancak kendisinin sebep olduğu ortamın, durumun idrakine çağıran aşağıdaki ayet de önem arzetmektedir.

53/60 Ve tadhakune ve LA TEBKUN ( Ve gülüyorsunuz da AĞLAMIYORSUNUZ.  

53/61 Ve entum samidun ( Ve sizler baş kaldırıyorsunuz. )

Netice itibarıyla her yeni doğumun, Adem’in, cennetten, tezahürüne kendisinin sebep olduğu cehenneme geçişinin döngüsel bir tekrarı olması kuvvetle muhtemeldir.

Wednesday, January 7, 2026

Tattoo (Dövme) meselesi

Tarihsel bağlamda tespit edilen ilk "Tattoo" (Dövme) uygulamasının, Alpler’de bulunan Ötzi (Buz Adamı)’nin vücudundaki 61 adet dövme olduğu kayıtlarda yer almaktadır. Ötzi’nin vücudundaki dövmelerin eklem bölgelerinde yoğunlaşması, uygulamanın tedavi veya ağrı azaltma amaçlı olduğu düşüncesini oluşturmuştur. 

Antik Mısır’da dövmeler özellikle kadınlarda (rahibeler, soylu kadınlar) görülmüş olup, uygulamanın doğurganlık ve korunma dileğine dayalı olduğu anlaşılmaktadır.

Antik Yunan ve Roma’da ise “Stigma” (İğneleme, Batırma; Damgalama, Dövme) kelimesi ile tanımlanan dövmeler, genellikle suçluların ve savaş esirlerinin cezalandırması yani damgalanarak toplumdan ayrıştırılması amacıyla kullanılmıştır.

Japon kültüründe dövme hususu önce ruhani ve koruyucu bağlamda, sonra sanatsal bağlamda, daha sonra ise suçluların işaretlenmesi bağlamında kullanılmıştır.

Polinezya kültüründe ise dövme, kimliğin kendisini temsil etmiş, kabilenin, soyun, cesaretin ve erişkinliğe geçişin göstergesi kabul edilmiştir. Güncel durumda dövme için kullanılan İngilizce’deki “Tattoo” kelimesinin kökeni, Polinezce’deki “Tatau” (Vurmak, Çarpmak; İşaretlemek, Damgalamak, Mühürlemek) kelimesine dayanmaktadır. 

Dövme uygulaması, son dönemde özellikle gençler arasında, “kendini ifade etme”, “kimliğin ve karakterin temsili”, “farklılaşma”, "ilgi çekme", "sosyal temas vasıtası" gibi anlamlar ve gerekçeler yüklenmek suretiyle oldukça yaygınlaşmış durumdadır. Uygulamaların tüm vücudu kaplayacak boyutta olan örnekleriyle de karşılaşılmaktadır. 

Güzelleştirme, estetikleştirme, fiziksel görünüme anlam kazandırma, sosyopsikolojik mesaj verme, kimliği ortaya koyma, farklılık yaratma gibi batıl sebeplere dayandırılarak pazarlanan ve bir ticaret sahasına dönüşmüş olan dövme uygulaması esasen, vücudun bütünlüğünün bozulması, cildin tahrip edilmesi, yaralanması ve kirletilmesinden başka bir şeye vasıta olmamaktadır. Ayrıca, dövme mürekkebi olarak kullanılan sıvı bileşiğin içindeki metal bazlı, toksik ve kanserojen maddeler ve uygulama koşulları da insan sağlığı için risk oluşturmaktadır. 

Yaratıcı tarafından kendisine güzel bir beden bahşedilmiş olan insanın, kendisini ifade edebilmesinin yolunun, bir kutsal emanet olan bedenini bozmak olamayacağı aşikardır. Zira, bir düşünceyi veya mesajı iletmek isteyen bir insanın, herhangi bir figürü, "Bakın bana, bende ne var." dercesine bedeninde taşımasının, mesajın verilmesinden ziyade ilgiyi kendine çekme ve kendini ön plana çıkarma arzusuna hizmet edecek olması muhtemeldir.     

Dövme uygulaması, şeytani bir hedef olan “Allah’ın yaratışının değiştirilmesi” bağlamında küresel çapta planlı olarak yaygınlaştırılmıştır. Bu hususa ilişkin kutsal kitaplarda yer alan ayetler de ortak bir mesaj vermekte gibidirler.

Tevrat - 3-Leviticus-19-28 Ölüler için bedeninizi yaralamayacak, DÖVME YAPTIRMAYACAKSINIZ. Rab benim.

İncil - 46-1-Corinthians-6-19 BEDENİNİZin, Tanrı'dan aldığınız ve içinizdeki KUTSAL RUH'UN TAPINAĞI olduğunu bilmiyor musunuz? KENDİNİZE AİT DEĞİLSİNİZ. 

Kur'an - Nisa 4/119 ..... Kesinlikle onlara emredeceğim de ALLAH’IN YARATIŞINI DEĞİŞTİRECEKLER. Kim Allah’ın haricinde ŞEYTANI dost edinirse, apaçık hüsran ile hasarlanmış olur. 

Tuesday, January 6, 2026

Kalpteki "dört"lü

Kalp 4 bölümden yani 4 odacıktan oluşan br organdır. 

1- Sağ Kulakçık (Right Atrium)

2- Sağ Karıncık (Right Ventricle)

3- Sol Kulakçık (Left Atrium)

4- Sol Karıncık (Left Ventricle)

Not: Ana damarlar (Aorta (Aort), Pulmonary trunk (Akciğer atardamarı ana gövdesi), Superior vena cava (Üst ana toplardamar), Inferior vena cava (Alt ana toplardamar) ve Pulmonary veins (Akciğer toplardamarları) ) kalbe bağlanan kan taşıma kanalları olup, kalbin bölümleri değillerdir.


Kalpteki 4 odacık

Kur’an’da ilk zikredilen organ olan “Kalp”, ayetlerde tekil olarak “Kalb”, çoğul olarak ise “Kulub” olarak yer almaktadır. “Kalb” ve “Kulub” kelimelerinin ilk kez geçtikleri ayetlerde 4 nümerolojisi bulunmaktadır. 

“Kalp” kelimesi ayetlerde ilk kez Bakara suresinin aşağıdaki ayetinde,  “Kulub” (قُلُوبِ) (Kalpler) kelimesi olarak, çoğul halde geçmektedir.

2/7 Hatem (1) allahu (2) ala (3) KULUBİ (4) him (5) ve (6) ala (7) sem'i (8) him (9) ve (10) ala (11) ebsari (12) him (13) ğişaveh (14) ve (15) lehum (16) azabun (17) azim (18)

( Allah’ın mühürü onların KALPLERinin ve kulaklarının üzerindedir ve gözlerinde de perde vardır. Büyük azap onlaradır. )

- Ayetteki “Kulub” kelimesi 4. kelimedir.

- Ayetin kodundaki rakamlar ile ayetteki “Kulub” kelimesinin sıra numarasının toplamının nümerolojik değeri de 4 olmaktadır. (2+7+4 = 13 ... 1+3 = 4)

- “Kulub” (قُلُوبِ) kelimesi 4 harften oluşmaktadır. (Kaf, Elif, Vav, Be)

“Kalp” kelimesi tekil olarak yani “Kalb” olarak ise ilk kez Bakara suresinin aşağıdaki ayetinde geçmektedir.

2/97 Kul (1) men (2) kane (3) aduvven (4) li (5) cibrile (6) fe (7) inne (8) hu (9) nezzele (10) hu (11) ala (12) KALBİ (13) ke (14) bi (15) izni (16) allahi (17) musaddikan (18) li (19) ma (20) beyne (21) yedey (22) hi (23) ve (24) huden (25) ve (26) buşra (27) li (28) el (29) mu'minin (30)

( De ki: “Kim Cibril’ e düşman ise, inananlara müjde, yönlendirme ve ondan öncekileri doğrulayıcı olarak onu KALBinin üzerine Allah’ın izni ile kesinlikle O indirdi."  )

- Ayetteki “Kalb” kelimesi 13. kelime olup, bu sayının nümerolojik değeri 4’tür. (1+3 = 4)

- Ayetin kodundaki rakamlar ile ayetteki “Kalb” kelimesinin sıra numarasının toplamının nümerolojik değeri de 4 olmaktadır. (2+9+7+13 = 31 ... 3+1 = 4)

Sunday, January 4, 2026

Atomun bileşenleri

Maddeyi temsil eden en küçük yapı olan atomlar, ana yapı itibarıyla 3 bölümden, bu bölümlerin içindeki parçacıklar itibarıyla ise toplam 8 bileşenden oluşmaktadır. 

1- ÇEKİRDEK

1.1- Proton (Atomun kimliğini belirleyen pozitif (+) yüklü parçacık)

1.2- Nötron (Protonları, itici elektrostatik kuvvetten koruyan, kütleye katkı sağlayan ve izotopları oluşturan 0 yüklü (yüksüz) parçacık)

1.3- Kuark (Proton ve nötronlardan oluşan temel yapı taşları)

1.4- Gluon (Kuarklar arasındaki güçlü nükleer kuvveti taşıyan ve çekirdeği bir arada tutan parçacıklar)

2- ELEKTRON BULUTU 

2.1- Elektron (Atomun kimyasal özelliklerini belirleyen, bağlar ve reaksiyonlarda rol oynayan negatif (-) yüklü parçacık)

2.2- Foton (Elektronlar ve çekirdek arasındaki elektromanyetik kuvveti taşıyan, elektron geçişlerini ve enerji seviyelerini etkileyen parçacık)

3- ATOM DÜZEYİNDE KUANTUM ALANLARI VE SANAL PARÇACIKLAR

3.1- Sanal parçacıklar (Atomun enerji seviyelerini ve elektromanyetik özelliklerini etkileyen parçacıklar)

3.2- Kuantum alanları (Atomun parçacıklarının etkileşimlerini belirleyen, enerji salınımları sağlayan alan)

Atomun 8 bileşeni

En’am suresinin aşağıdaki ayetinde yer alan ve çoklu anlamları da olan “Falik” (Yaran, Açan), “Habb” (Tohum), ve “Neva” (Çekirdek) kelimeleri vasıtasıyla, sırasıyla atom altı parçacıkların tespitini sağlayan atomun “Yarılması, Parçalanması” işlemine, "Atom"a, ve "Atom Çekirdeği"ne işaret edilmekte gibidir.

6/95 İNNE(1) ALLAHE(2) FALİKU (3) EL (4) HABBİ (5) VE (6) EL (7) NEVA (8) yuhricu (9) el (10) hayye (11) min (12) el (13) meyyiti (14) ve (15) muhricu (16) el (17) meyyiti (18) min (19) el (20) hayy (21) zalikum (22) allahu (23) fe (24) enna (25) tu'fekun (26) 

( TOHUMU VE ÇEKİRDEĞİ YARAN / AÇAN KESİNLİKLE ALLAH'TIR. O ölüden diriyi çıkarır ve diriden de ölüyü çıkarandır. İşte Allah budur. O halde nasıl döndürülürsünüz? )

- Ayetteki “Falik” (Yaran, Açan) kelimesi 3. kelime olup, atomun “yarılması, parçalanması” sonucunda atomun 3 ana bölümden oluştuğu tespit edilmiştir.

- Ayetteki “Neva” (Çekirdek) kelimesinin sıra numarası olan 8 sayısı, yukarıda detayları verildiği üzere, atomun toplam 8 bileşenini temsil etmekte gibidir. 

- Söz konusu üç temel kelimeyi (Falik, Habb, Neva) içeren, ayetin ilk cümlesi 8 kelimeden oluşmaktadır.

- Ayetteki kelime adedini temsil eden 26 sayısının nümerolojik değeri olan 8 (2+6 = 8) sayısı da atomun toplam bileşen adedi ile uyum arzetmektedir. 

- Ayetteki 3 önemli kelime olan “Falik” (فَالِقُ), "Habb” (حَبِّ) ve “Neva” (نَّوٰىۜ) kelimelerinin ebced değerlerinin toplamının nümerolojik değeri de 8 sayısını vermektedir.

Falik (فَالِقُ) = Fe 80 + Lam 30 + Elif 1 + Kaf 100 = 211

Habb (حَبِّ) = Ha 8 + Be 2 = 10

Neva (نَّوٰىۜ) = Nun 50 + Vav 6 + Ya 10 = 66

Falik + Habb + Neva = 211 + 10 + 66 = 287 ... 2+8+7 = 17 ... 1+7 = “8”