Arapça kökenli olan "Kurban" kelimesi "Karaba" (Yakınlaşmak), "Karib" (Yakın), "Akraba" (Yakınlar, Yakın kişiler) kelimeleriyle ortak KRB kökünden olan ve "Yakınlaşan, Yakınlaştıran" anlamına gelen bir kelimedir.
Dolayısıyla insanları birbirlerine "yakınlaştıracak" her türlü iyilik faaliyeti (maddi/manevi yardım, ihtiyaçların karşılanması ve hatta güzel bir söz) bir "kurban" niteliği arzetmektedir. "Kurban" kelimesinin ayetlerde kullanımına bir örnek şöyledir.
46/28 Fe lev la nesarahumullezinettehazu min dunillahi KURBANen aliheh bel dallu anhum ve zalike ifkuhum ve ma kanu yefterun
( O halde, o Allah’tan başka YAKINLAŞMA olarak ilah edindikleri onlara yardım etmeli değiller miydi? Bilakis onlardan saptılar. Bu onların uydurma yalanları ve o iftira ettikleriydi. )
Farsça kökenli olan "Bayram" kelimesi ise "Kutlama, Şenlik, Neşe, Sevinç, Sükunet" anlamına gelmektedir.
Özünde "Yakınlaşma Bayramı" olması gereken yani insanlar arasında esasen her zaman olması gereken yakınlaşma, yardımlaşma ve dayanışma hususunu hatırlatma işlevi görmesi gereken bir zaman diliminin "Bayram" adı altında maalesef satanik kan ritüeli niteliğindeki bir "Hayvan Katletme" ve hatta bu yolla gösteriş yapma faaliyetine dönüşmüş olduğu görülmektedir.
Bir başka deyişle "Kurban Bayramı" maalesef, din kisvesi altında icra edilen türlü şeytani faaliyetlerden biri haline gelmiştir.
Kur'an'da böyle bir "hayvan kesme bayram"ından bahis olmadığı gibi, her konuda yakınlaşma ve yardımlaşmanın daim olması gerektiği ifade edilmektedir. Ancak elbette insanlar tarafından belirli bir zaman diliminin "makul sebeple" bayram addedilmesinin de "hatırlatma" işlevi kapsamında faydaları bulunmaktadır.
Et, Ot ve Su, Yaratıcının maddi varlıklara bahşettiği temel oluşum bileşenleri olmakla birlikte aynı zamanda rızık (var oluş materyali/gıda) olma özelliği de taşımaktadır. Her varlık, yaratılıştaki var oluş sebebini yani bir diğer varlığa fayda sağlama işlevini ifa etmekle yükümlüdür.
"Bir varlığın var olabilmek için diğer bir varlığı tüketmesi" fenomeni madde planında bir "yok etme" eylemi olarak algılansa de esasen bu, "halden hale geçiş yoluyla tekamül" döngüsünün bir bileşenidir. Bir başka deyişle her "yok oluş", farklı şekilde yeniden "var oluş" anlamına gelmektedir. Yaratılış sistemindeki ruhsal tekamül mekanizması bu düalite döngüsü üzerine kurgulanmıştır. Bu süreçte bitkiler ışığı ve mineralleri, herbivorlar (otçullar) bitkileri, karnivorlar (etçiller) diğer hayvanları, omnivorlar (hepçiller) her şeyi kullanmaktadırlar. Ve bu süreçte "ölüm" adı verilen yok oluş esasen yeni yaşamın hammaddesine yani "olum"a dönüşmektedir. ("Ölüm" ve "Olum" kelimelerinin fonetik benzerliklerinin ardındaki semantik derinlik evvelki bölümlerde incelenmiştir.)
Bu noktada, idrak seviyesi nedeniyle hayvandan ayrışan (ayrışması beklenen!) insanın sınavı, yaşamsal ihtiyacı ile ilgisi olmayan nefsani ve şeytani ihtirasları, zevkleri uğruna "yok etme" eyleminde bulunmamasıdır. Yani "Allah'ın hudutlarını" aşmamasıdır.
Örneğin, "Kuzu Şiş" servisi yapan bir restoran ve bunu sipariş eden bir kişi esasen hududu aşmaktadır. Zira kuzu henüz küçük ve tekamül sürecinin başında olan bir varlıktır. Keza henüz olgunlaşmamış ham bir meyveyi dalından koparan da hududu aşmaktadır. Bu husus, rızık konusuna ve hudutlara değinen aşağıdaki ayette dolaylı olarak yer almaktadır.
5/87 Ey o inananlar, Allah’ın size helal kıldığı temizleri haram kılmayın. Hududu aşmayın. Kesinlikle Allah hududu aşanları sevmez.
Konu bağlamında çelişkili bir örnek ve ikiyüzlülük niteliği arzeden bir durum da, yukarıda bahsedilen döngü kapsamında "hayvanların kesilmesini nefretle kınayan" ve bu yüzden "Yaratıcıyı suçlayanların" çoğunun "zevkle" et tüketmekte olması durumudur.
Her türlü maddi ve nefsani faaliyeti icra eden, en ufak bir fedakarlık göstermeden kaynakları kullanan, her türlü saygısızlığı ve ahlaksızlığı yapan ancak iş suçlamaya gelince bu yaptıklarından dolayı kendilerini değil de sürekli Yaratıcıyı suçlayanların durumu maalesef çok acınasıdır. Zira bu durumları, yaratılış ile ilgili hiçbir şey bilmediklerinin veya kısıtlı bilgilerinin tüm bilgi olduğunu zannetmelerinin yani esasen bir kara cehalet içinde olduklarının göstergesidir. Ancak elbette onlara da her şey zaman için de öğretilecektir.
Not: Bu bölümdeki ifadelerin çoğunun evvelki bölümlerde yer alanların tekrarı gibi olmasının sebebi "tekamülün özünün tekrar" olmasından ve insanın da tarih boyunca sürekli aynı hataları tekrar etmesindendir.



























