Çeviri

Thursday, June 4, 2026

"Ben müslümanım!" ... Emin misin?

Öncelikle başlıktaki cümlede yer alan bir kelimenin doğrusunu tekrar hatırlamakta fayda bulunmaktadır.

Tekil kişiyi niteleyen bir sıfat gibi kullanılagelen “Müslüman” kelimesi, “Seleme” (Teslim olmak, Barışa girmek, Kurtulmak, Selamete ermek) fiilinden türeme bir sıfat olan “Muslim” (Teslim olan, Barışçıl olan, Kurtulan, Selamete eren) kelimesinin sonuna Farsça çoğul eki olan “-an” ekinin gelmesiyle oluşturulmuş bir kelimedir. Dolayısıyla bu kelime, bu haliyle “Muslimler” anlamını taşımakta olup, kelimenin tekil kişiyi temsil edecek şekilde doğru kullanımı "Muslim" formudur. 

“Muslim” kelimesi ise, “sevgiye, iyiliğe, doğruluğa, bilgeliğe, yüksek ahlaka” kendini adamış yani “teslim etmiş” kişi anlamını temsil etmektedir. Zaten “İnanç” veya “Allah inancı” olarak ifade edilen kavramların özü de bu kavramlara olan inançtır. Bir başka deyişle konu, sorgulanması dahi abes olan Yaratıcı’nın varlığına inanç değil, O’nun yönlendirdiği, yukarıda belirtilen kavramlara olan inançtır. İnanç ise bilgiye, delile, akletmeye ve idrake dayalı bir haldir. Yani bilinegeldiği üzere dogmatik bir fenomen değildir.

Dolayısıyla Yaratıcıyı ve yaratılıştaki sonsuz yaşam döngülerini (ahiret) idrak etmiş olan ve yegane yaşama amacının diğer varlıklara fayda sağlamak yani iyilikler* yapmak olduğunun bilincine varmış ve bunu hem söyleme, hem de eyleme dönüştürmüş her kişi "müslim"dir.

"Muslim" sıfatı belirli bir toplululuğa mensup olmak veya "Ben müslümanım" demekle veya sadece namaz, oruç, hac gibi ritüelleri uygulamak ile kazanılan bir sıfat değildir. Zira bu ritüeller, büyük faydaları olmakla birlikte, esas "amaç" olan ruhen temizlenme, "iyi" ve "iyilikler yapan" bir birey olma yolundaki yardımcı vasıtalardır/araçlardır. Ve aracı amaç edinmek hatta bunu samimiyetsiz bir gösterişe, bir menfaat aracına dönüştürmek ise doğru yoldan sapmaya ve "Muslim" değil "Munkir" sıfatını kazanmaya vasıta olmaktadır. 

Kur'an ayetleri bu hususu çok net tanımlamaktadır.

2/62 ALLAH'A VE AHİRET GÜNÜNE (SONRAKİ GÜNE) İNANANLARDAN VE İYİLİKLER YAPANLARDAN OLAN O İNANAN YAHUDİLERE, NASIRALILARA VE SABİİLERE, artık onlara Rab’lerinin indinde kesinlikle ödülleri vardır. Onlara korku yoktur. Onlar hüzünlenmezler.)

Yukarıdaki ayet, müslim olmanın üç koşulunu net olarak bildirmektedir. 

1- Yaratıcıya inanç (idrak ve saygı)

2- Yaratılışın sonsuz yaşam döngülerini ve ruhu idrak (ahiret bilinci)

3- İyilikler yapmak 

Ve ayrıca, ayette özellikle zikredilen  Yahudi, Nasıralı vb. gibi topluluk/milliyet isimlerinin "din ismi" olmadığı, dolayısıyla dinin* "tek" olduğu ve hangi topluluktan/milletten olunursa olunsun yukarıdaki üç koşulun sağlanması durumunda "müslim" sıfatına haiz olunabileceği vurgulanmaktadır. 

(*Din = Haysiyet, Güzel ahlak, İyi işler)

Asağıdaki ayetin ilk cümlesinde "Salat/Namaz" kavramına atıfta bulunulmak suretiyle, uygulanagelen ritüellerin amaç değil araç olduğu, açık bir tasvir ile vurgulanmaktadır. Ayetin takip eden cümlesinde ise "İyilik" kavramının tanımı yapılmaktadır.

2/177 YÜZÜNÜZÜ DOĞU VE BATI YÖNÜNE ÇEVİRMENİZDE İYİLİK YOKTUR. Lakin İYİLİK, o Allah’a, sonraki güne, meleklere, kitaba, habercilere inananlara, sevdiklerine, yakınlarına, yetimlere, yoksula, yolda kalmışa, dilenenlere, boyunduruk içindekilere sevgiyle mal verenlere, duaya kalkanlara, zekatı verenlere, ahdettiklerinde ahdlerini ifa edenlere, zorlukta, sıkıntıda, darlıkta ve zor savaş zamanında sabredenleredir. İşte onlar doğrudurlar ve işte onlar sakınırlar.

No comments:

Post a Comment