Çeviri

Thursday, April 30, 2026

“Rekor” ve “Konkor” kelimeleri

Latince kökenli olan ve Türkçe’de “Rekor” olarak telaffuz edilen “Recordum”* kelimesi  “Kaydetme, Kayıt, Hafızaya  alma, Veriyi saklama” anlamlarına gelmekte olup, aşağıda yer alan etimolojik yapısı itibarıyla da dikkat çekmektedir.

recordum : re (yeniden, tekrar, geri) + cordari (hatırlamak, anımsamak, hatıra getirmek) (CORDİS (KALP; zihin (mecazi) ) + are (fiil mastar eki) ) + um (isim yapım eki)

*”Recordum” kelimesi, “kayda geçirilmeye değer önemli veri” anlamı bağlamı ile “bir konudaki veya yarıştaki en iyi derece” anlamında da kullanılmaktadır.

“Kaydetme, Kayıt, Hafızaya alma, Veriyi saklama” anlamını temsil eden bu kelimenin kökünde “Kalp” kelimesinin olması, Kur’an’da “Kalp” kelimesinin “Akletme” ve “Kaydetme” vasıtası olarak zikredilmesi ile uyum arzetmektedir.

22/46 ... tekune lehum KULUBUN YA'KİLUNE biha ...

(... Onu AKIL ETMEYE KALPLERİ veya onu duymaya kulakları olsun. ....)

26/193 NEZELE BİHİ el ruhul emin

( ONU (KUR’AN’I) güvenilir ruh İNDİRDİ. )

26/194 Ala kalbike li tekune minel munzirin

( Uyarıcılardan olman için SENİN KALBİNE, )

Latince kökenli olup, kökünde “Cordis” (Kalp) kelimesi olan bir diğer kelime de “Concordia” kelimesidir ki bu kelime de “Fikir birliği, Uyuşma, Uyum” anlamını temsil etmektedir. 

concordia : con (birlikte) + CORDİS (KALP) + ia (isim yapım ve durum eki) 

Al’i İmran suresinin aşağıdaki ayetinde “Kalp” kelimesinin aynı semantik yapıyı temsil edecek şekilde yer aldığı görülmektedir.

3/103 ... iz kuntum a'daen fe ELLEFE BEYNE KULUBİKUM ...

( .... zamanında sizler düşmanlarken KALPLERİNİZİN ARASINI BİRLEŞTİRDİ. .... )

Netice itibarıyla “Kalp”’in sadece kan pompalayan maddesel bir organ olmadığı, ruhun / bilincin madde planındaki temsili olduğu ve bir veri tabanı niteliği arzettiği de sezilebilmektedir.

Ayrıca bkz.

https://kuranilmi.blogspot.com/2023/09/gercegin-kalbi-batln-beyni.html

https://kuranilmi.blogspot.com/2023/03/kalpteki-kelimeler.html

https://kuranilmi.blogspot.com/2021/10/duygusal-zeka-eq-ve-akleden-kalp.html

https://kuranilmi.blogspot.com/2020/10/kalp-ruh-beyin-nefs.html

https://kuranilmi.blogspot.com/2020/07/akleden-kalp-mana-ve-maneviyat.html


Tuesday, April 28, 2026

Rahimde "şekillenen" insan

İnsanın, doğum öncesinde rahimde geçirdiği evreler şöyledir.

0–8 hafta (embriyo dönemi): Organların temelleri atılır. Kalp, beyin, omurga gibi yapılar şekillenmeye başlar.

9–12 hafta (ilk trimester sonu): Bebek artık “fetüs” olarak adlandırılır. İnsan formu büyük ölçüde belirginleşir (kollar, bacaklar, parmaklar, yüz hatları oluşur). Bu dönem “temel dış görünümün oturduğu” evredir. 

13–40 hafta (2. ve 3. trimester): Asıl büyüme ve olgunlaşma dönemi. Organlar çalışmaya başlar, yağ dokusu artar, beyin ve akciğerler olgunlaşır.

Yukarıdaki evrelerden de görüleceği üzere rahimdeki insanın embriyo halinden fetüs haline geçişi yani "İnsan formu büyük ölçüde belirginleştiği" evreye geçişi 9. haftada gerçekleşmektedir.

Al'i İmran suresinin aşağıdaki ayetinde  "insanın rahimde şekillenmesinden" bahsedilmektedir.

3/6 HUVE (1) ELLEZİ (2) YUSAVVİRU (3) KUM (4) Fİ (5) EL (6) ERHAMİ (7) KEYFE (8) YEŞA (9) la (10) ilahe (11) illa (12) huve (13) el (14) azizu (15) el (16) hakim (17)

( O SİZİ RAHİMLERİN İÇİNDE NASIL DİLERSE ŞEKİLLENDİRİR. Yüce hakim olan O’nun haricinde ilah yoktur.  )

- Ayetin, "İnsanın rahimde şekillenmesinden" bahsedilen ilk cümlesi 9 kelimeden oluşmaktadır.

- Ayetin kodundaki rakamların toplamı da 9 (3+6 = 9) olmaktadır.

- Ayrıca insanın rahimde toplam kalma süresinin 9 ay olması da konu bağlamında ayrıca uyum arzetmektedir.


Doğan Ay, Kaybolan Ay ve Sinodik Döngü

“Sinodik Ay Döngüsü”, Ay’ın Dünya etrafındaki yörüngesel hareketi sırasında, Güneş–Dünya–Ay geometrisinin aynı doğrultuya tekrar gelmesi için geçen ortalama süredir. Bir başka deyişle, Ay’ın Dünya’dan bakıldığında aynı evreye (örneğin Yeniay’dan Yeniay’a) tekrar gelmesi için geçen 29.5 günlük süredir. Bu süre içinde "Ay’ın, Yeniay, Hilal, İlk Dördün, Dolunay, Son Dördün, Hilal (tekrar), Yeniay (tekrar)" olmak üzere 7* evresi mevcuttur. (*7 sayısı, döngünün ve tamamlanmanın sembolü olan sayıdır.)



Sinodik Ay Döngüsü'ndeki evreler

1- Yeniay (New Moon / Görünmez evre)
2- Hilal (İlk görünür evre)
3- İlk Dördün
4- Dolunay
5- Son Dördün
6- Hilal (Son görünür evre)
7- Yeniay (New Moon / Görünmez evre)

En’am suresinin aşağıdaki ayetindeki tasvir “Sinodik Ay Döngüsü” fenomenine hem kavramsal ,hem de sayısal olarak işaret etmekte gibidir.

6/77 Fe (1) lemma (2) rae (3) el (4) KAMERA (5) BAZİĞAN (6) kale (7) haza (8) rabb (9) i (10) fe (11) lemma (12) EFELE (13) kale (14) le (15) in (16) lem (17) yehdi (18) ni (19) rabb (20) i (21) le (22) ekun (23) enne (24) min (25) el (26) kavmi (27) el (28) dallin (29) 

( AY'I DOĞARKEN gördüğünde "Rab’bim budur." dedi. KAYBOLDUĞUNDA ise "Rab’bim beni yönlendirmeseydi, sapıklar kavminden olurdum." dedi.  )

- Ayette “Ay’ın doğması” (Kamere baziğan) ve “Ay’ın kaybolması / Kaybolduğunda” (Lemma efele) ifadeleriyle, Ay’ın Sinodik Döngüsüne işaret edilmektedir. Zira "Hilal" evresi “Ay’ın doğması” (Kamere baziğan), "Yeniay" evresi ise “Ay’ın kaybolması" ( Lemma efele) evresini temsil etmektedir.

- Ayette 29 kelime yer almakta olup, bu sayı, Sinodik Döngü kapsamında Ay’ın ilk göründüğü evre olan “Hilal” evresinden, görünmez olduğu “Yeniay” evresine kadar geçen 29 günlük süreye denk gelmektedir. (Tam Sinodik Döngü (Yeniay’dan Yeniay’a) 29.5 gün olup, “Hilal”den “Yeniay”’a ise yaklaşık 29 gün geçmektedir. (“Hilal”, “Yeniay”’dan yaklaşık 1 gün sonra ortaya çıkmaktadır.) 

- Ay, “Hilal” (Ay’ın doğuşu) evresinden, “Yeniay” (Ay’ın kayboluş) evresine kadar 6 evre geçirmektedir. Ayetin ilk cümlesi olan “Fe (1) lemma (2) rae (3) el (4) kamera (5) baziğan (6)” (بَازِغاً الْقَمَرَ رَاَ فَلَمَّا) (Ay’ı doğarken gördüğünde) cümlesinde 6 kelime bulunmaktadır. Ayrıca bu cümlenin ebced değeri olan 1734 sayısının nümerolojik değeri de 6 (1+7+3+4 = 15 ... 1+5 = 6) olmaktadır.

ا 1 غ 1000 ز 7 ا 1 ب 2 ر 200 م 40 ق 100 ل 30 ا 1 ا 1 ر 200 ا 1 م 40 ل 30 ف 80

- Ayette "Ay’ın doğuşunu" temsil eden “Baziğan” (بَازِغاً) (Doğarken) kelimesinin ebced değeri 1011 (Be 2 + Elif 1 + Ze 7 + Ğayn 1000 + Elif 1 = 1011), "Ay’ın kayboluşunu" temsil eden “Efele” (اَفَلَ) (Kaybolur) kelimesinin ebced değeri ise 111 (Elif 1 + Fe 80 + Lam 30 = 111)’dir. Bu ebced değerlerindeki** rakamların toplamı da 6 (1+0+1+1+1+1+1 = 6) sayısını vermektedir. 

** Ayrıca söz konusu ebced değerlerinde 111 sayısındaki rakamlar bulunmakta olup, bu durum, 11 ve 111 sayılarının, halden hale geçişin ve döngünün sembolü olması bağlamında ayrıca dikkat çekmektedir. Öte yandan "Hilal - Yeniay" döngüsünündeki gün sayısını ve yukarıdaki ayetteki kelime adedini temsil eden 29 sayısının nümerolojik değeri de 11 (2+9 = 11)'dir.

Kuralsızlık telkini -2-

Türkçe kökenli bir kelime olan "Kural" kelimesi "Kur" (Oluşturmak, Yapılandırmak, Meydana getirmek) ve "al" (isim veya sıfat yapım eki) kelimelerinden oluşmaktadır. Bu bağlamda "Kural", bir oluşumun, yapının, sistemin, düzenin var olabilmesi ve varlığını sürdürebilmesi için gerekli temel kavramı temsil etmektedir.

Zira "Kural" kelimesi; "Bir toplumda, sistemde veya belirli bir düzen içinde davranışları, işlemleri veya süreçleri belirleyen ve uyulması beklenen düzenleyici ilke veya ilkeler bütünü" olarak tanımlanmaktadır.

Yaratılışın maddesel yönünde nasıl matematik, fizik ve kimya kuralları mevcut ise ruhsal yönünde de beşeri ve ahlaki kurallar mevcuttur. Maddesel kurallar, formüller ve teoremler ile temsil edilirken, ruhsal kurallar ise akli / vicdani yaklaşımlar ve sınırlamalar ile temsil edilmektedir. 

Bu durum, maddi / manevi her türlü kuralın esasen yaratılış safhasında varlıklara kodlanmış olduğu gerçeğini de ortaya koymaktadır. 

Kötü bir kokunun rahatsızlık vermesi ve ondan uzaklaşılmak istenmesi, ateşe temas edildiğinde yanma ve acı hissi oluşması nedeniyle temas eden uzvun ateşten uzaklaştırılmak istenmesi, acıkınca yemek yeme ihtiyacının hissedilmesi vb. gibi örnekler insan odaklı maddesel kurallar olarak sıralanabilir.

İnsan odaklı ruhsal kurallar ise aklın/vicdanın esasen tasvip ettiği/etmediği tutum ve düşünceler olarak "akletme işlevi olan kalbe" kodlanmıştır ki ahlaki ve sosyopsikolojik olarak nitelenen bu kodları içeren diğer bir kaynak da Kur'an'dır. Kur'an'ın "Zikr" (Hatırlama/Hatırlatma) olarak nitelenmesinin sebebi de insanın kalbinde zaten mevcut olan kodları insana hatırlatma işlevine haiz olmasıdır. "Akılsız"*, "Kalpsiz", "Vicdansız" gibi sıfatlar da zaten bu kodları hatırlamayan veya hatırlasa da dikkate almayanlara atfedilmektedir. (* "Akıl" kelimesinin "Akala" (Engellemek, Önlemek, Mani olmak) fiilinden türeme olduğuna ve semantik köken itibarıyla  "Yanlıştan men eden tesir" anlamını temsil ettiğine evvelce değinilmişti.)

1999 yılı yapımı olan Matrix filminin sonunda, Neo karakterinin aşağıdaki sözleri küreselcilerin nihai hedefini ifşa eder niteliktedir.

"Biliyorum oradasın. Seni şimdi hissedebiliyorum. Korktuğunu biliyorum….bizden korkuyorsun. Değişimden korkuyorsun. Geleceği bilmiyorum. Sana bunun nasıl biteceğini söylemek için gelmedim. Sana bunun nasıl başlayacağını söylemek için geldim.  Bu telefonu kapatacağım ve bu insanlara, senin onlara göstermek istemediğini göstereceğim. ONLARA SENSİZ* BİR YAŞAM GÖSTERECEĞİM. KURALSIZ VE KONTROLSÜZ , SINIRLARI VE KISITLAMALARI OLMAYAN BİR DÜNYA. Herşeyin mümkün olduğu bir Dünya. Gitmeye başladığımız noktada sana bir seçim bırakıyorum.”

* Cümledeki "Sensiz" kelimesinin Yaratıcı'yı temsil ediyor olması kuvvetle muhtemeldir.

Filmin sonunda yer alan yukarıdaki cümleler satanizmin "kuralı" olan "Do it as you see fit" (Uygun görüyorsan yap.) cümlesinin de temsili niteliğindedir.

"Kurallar" hususu kitapta "Hadd" (Sınır) kelimesinin çoğulu olan "Hudud" (Sınırlar) kelimesiyle temsil edilmekte ve ayetlerde, aşağıdaki örnek cümleler vasıtası ile yer almaktadır.

2/190 ... Ve hududu aşmayın. Kesinlikle Allah hudutları aşanları sevmez.

2/229 ... Bunlar Allah’ın hudutlarıdır. O halde hudutları aşmayın. Kim Allah’ın hudutlarını aşarsa, artık onlar zalimlerdir. 

Thursday, April 23, 2026

Kavramsal sanat

Kavramsal Sanat, sanat eserinin fiziksel estetiğinden ziyade arkasındaki düşünceyi, kavramı yani kelimeyi/-leri ön plana çıkaran ve görünenin göründüğü gibi olmayabileceğini de ifade eden bir sanat akımı olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle bu sanat türünde esere konu olan olgu (nesne, şekil, ses vb. ), bilinegelen niteliğinden veya işlevinden farklı şekilde anlamlandırılmakta ve kavramsallaştırılmaktadır.

Örneğin, sadece bir "kırmızı renkli küp" resmini içeren bir tabloda verilmek istenen mesajın, geometrik bir şekil olan "küpten" çok daha farklı olması kavramsal sanatı temsil etmektedir. Zira resimdeki ahşap küp şeklinin, tanımı, "üzerine eşya konan ünite" olan bir "masa" olabileceği veya tanımı, "içine eşya konan hazne" olan "kutu" olabileceği veya tanımı, "üzerine oturulan mobilya eşyası" olan "puf" olabileceği de düşünülebilmektedir. İşte bu noktada maddenin var oluşunun, gerçekliğinin ve işlevinin düşünceye yani kelimeye bağlı olduğu ve esas gerçekliğin kelime olduğu sonucu teyid edilmektedir.

Bu gerçekten bir puf mudur?

Yukarıdaki örnek paralelinde "tabure" kelimesi örnek olarak incelendiğinde, bu kelimenin temsil ettiği maddesel formun çeşitlilik gösterebildiği, dolayısıyla formdan bağımsız olarak baz kavram olan "üzerine oturulan mobilya eşyası" anlamının önem arzettiği farkedilmektedir. Bu durumun tam tersi yani örneğin "ayakları üzerinde duran bir yüzeyin", üzerinde oturan kimsenin olmaması nedeniyle sadece "tabure" anlamını temsil etmeyebileceği, bu formun farklı işleve sahip bir nesneye ait olabileceği de düşünülebilmektedir. Nitekim resimdeki "ayakları üzerinde duran yüzeyin", örneğin bir elektronik cihaz bileşeni olduğu da düşünülebilmektedir.

Bu gerçekten bir tabure midir?

Aşağıdaki örnek ise kavramsal sanat temalı bir sergiden olup, eserde "sandalye" formunda bir nesnenin, "üstünde kimse oturmadığı" için sandalye olarak nitelenemeyeceği ve farklı işlevi olabileceği savı vurgulanmaktadır.


Tevrat'ın aşağıdaki ayetinde "Yılan" kelimesi vasıtasıyla kavramsal sanatı çağrıştıran ifadelere yer verilmiştir.

1-Genesis-3-14 Bunun üzerine RAB Tanrı YILANa, "Bu yaptığından ötürü Bütün evcil ve yabanıl hayvanların En lanetlisi sen olacaksın" dedi, "KARNININ ÜZERİNDE SÜRÜNECEKSİN, Yaşamın boyunca toprak yiyeceksin.

Ayette vurgulanan, "Yılan" kelimesinin temsil ettiği anlam yani şeytani nitelik olup, onun esasen bir sürüngen olmadığına, sonradan bu fiziksel özellliğe geçiş yaptığına da işaret edilmektedir. 

Kavramsal sanat, esas gerçekliğin ruh (düşünce, kelime) olduğunu ve maddenin, ruhun muhtelif formlarla tezahür edebilecek naçiz tezahürü ve sonucu olduğunu savunan İdealizm akımının da mecrası niteliğindedir. 

Yunus suresinin aşağıdaki ayetinde "Kelime = Gerçek" formülüne işaret edilmektedir.

10/82 Ve yuhikkallahul hakka bi kelimatihi ...

(... va Allah gerçeği kelimeleri ile gerçekleştirir. )

Bu bağlamda insanların farklı fiziksel özellikleri onlar için avantaj sağlayan veya onlara dezavantaj getiren unsurlar mıdır? Fiziksel özellikler insanları ruhsal (kelimesel, kavramsal) bağlamda ayrıştıran bir faktör müdür? Uzun, kısa, sarışın, esmer, minyon, iri, şişman, zayıf vb. ...  Bu nitelikler insanlara avantaj veya dezavantaj olsun diye mi bahşedilmiştir? Bu nitelikler, bir kişinin ruhsal, düşünsel niteliğine ilişkin değerlendirme ve yargı oluşturma (halo effect ve horn effect*) sürecinde temel kriterler olabilir mi?

30/22 Ve göklerin, yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin çeşitliliği O’nun ayetlerindendir. Kesinlikle bunda, bilenler için ayetler vardır. 

Öz olan "İnsan" kelimesi ve onun temsil ettiği anlam/-lar yani ruhsal niteliklerdir. Bu anlamlar (ruhsal nitelikler) idrak edildiğinde esasen aldatıcı niteliğe sahip fiziksel farklılıkların gerçekte işlevi olmadığı da ortaya çıkmaktadır. Ve bu da maddenin değil ruhun yani kelimenin esas gerçeklik olduğunu teyid etmektedir.

"Sun'allah" (Allah'ın sanatı) ifadesi Kur'an'da sadece Neml suresinin aşağıdaki ayetinde geçmekte olup, bu ifade ve ayetteki mesaj ile adeta "Kavramsal sanat" kavramına işaret edilmekte gibidir. 

27/88 Ve teral cibale TAHSEBUHA camideten ve hiye temurru merras sehab SUN'ALLAHillezi etkane kulle şey’innehu habirun bima tefalun

(Ve dağları görürsün de onları cansız gibi sabit SANARSIN. Onlar bulutun geçmesi gibi geçerler. O, her şeyi yapan ALLAH'IN SANATIdır.)

Ayette, "dağların sabit oldukları sanılsa da onların hareket etmekte oldukları" bildirilmektedir. Bu misal "şahit olunan bir olgu ile ilgili yanlış düşünceye sahip olunabilmesi" temasını temsil etmektedir ki "Kavramsal Sanat"'ın özünü teşkil eden unsurlardan biri de "görünenin göründüğü gibi olmayabileceği" düşüncesidir.

Yaratılışın kaynak kodları olan Kur'an ayetlerinin insanın kalbinde zaten yazılı olması - ki bu nedenle Kur'an'a "zikr" (hatırlatma) de denir -  onun ayetlerle uyumlu düşünsel faaliyetlerde bulunmasının kök sebebini teşkil etmektedir. 

Sunday, April 19, 2026

Platonizm ve ideadaki değişmezlik

Evvelce "Kelimeler ile yaratılış" başlıklı bölümde ve diğer birçok bölümde incelendiği üzere düşüncenin özü olan kelimeler yaratılışın da özü yani kaynak kodu niteliğindedir.

İdealizm, gerçekliğin, var oluşun, varlığın temelinde ruhun, bilincin, düşüncenin yani "kelimelerin" yattığını kabul eden, gerçekliğin özünü "Materyalizm"de yani madde planında, cisimler dünyasında değil, maddesel olmayan varlıkta arayan ve maddeyi, bilincin, düşüncenin, kelimenin bir yansıması, bir tezahürü, bir görünüş biçimi olarak inceleyen felsefi görüştür. Bu felsefi yaklaşımın öncüsü ise "Platonizm" kavramının oluşmasına vasıta olan Yunan filozof Platon'dur.

Platonizm, beş duyu (görme, işitme, dokunma, tatma, koklama) ile algılanan dünyanın değişken, eksik ve aldatıcı olduğu, idealar (düşünceler) dünyasının ise "değişmez", mükemmel ve "gerçek" olduğunu savunan bir felsefi yaklaşımdır ki esasen bu da gerçeği temsil etmektedir. 

Zira, gerçek alem olan ruhsal alemde / düşünceler (kelimeler) aleminde yani İdealar Planında (Kur'an diliyle "İndallah" veya "Ledün"), kaba madde planındaki düalite algısına dayalı entropi döngüsü yani bozulma, çürüme, yok olma algısı yaratan haller söz konusu olmayıp, kaba madde algısına göre sadece latif halden hale geçişler söz konusudur.

Temel yaratılış düşüncesinin / kelimesinin değişmezliği ise En'am suresinin aşağidaki ayetinde bildirilmektedir.

10/82 Ve yuhikkallahul hakka bi kelimatihi ....

( ..... Allah gerçeği kelimeleri ile gerçekleştirir. )

6/34 ... la mubeddile li kelimatillah ....

(... Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek yoktur. ....)

Ayrıca bkz.

https://kuranilmi.blogspot.com/2025/06/kurandaki-idealizm-kodlamas.html

Kula kulluğu telkin edenler

Bir ülke temsilcisinin, bir başka ülkenin insanlarına hitaben, geçenlerde yaptığı nezaketten yoksun konuşmasında sarfettiği aşağıdaki sözler, şirketler sahibi malum zümrenin küresel tam kontrol için nasıl bir toplumsal yapı arzuladığını ifşa etmektedir ki zaten onlar da artık ifşa etmekten çekinmemektedirler. Konuşmadaki bazı sözler şöyledir. 

"Dünyanın bu bölgesi sadece TEK BİR ŞEYE SAYGI DUYAR: GÜÇ."

"... İŞE YARAYAN TEK ŞEYİN, altını çiziyorum 'tek' şeyin, bu GÜÇLÜ LİDERLİK REJİMLERİ olduğunu fark edersiniz."

“Ya MERHAMETLİ MONARŞİler* ya da meşruti monarşi türü yapılar başarılı oldu. DEMOKRASİ pelerini giyen ve insan hakları adına üzerine gidilen ülkeler ise BAŞARISIZ OLDU.”

"Ya MERHAMETLİ MONARŞİLER* ya da bir nevi monarşik cumhuriyetler..."

"DEMOKRASİ ya da İNSAN HAKLARI adına müdahale ettiğimiz ülkeler ise HÜSRANA UĞRADI."

* "Merhametli monarşi" .... Bu alaycı, saçma ve oksimoron ifade, halkı, kulları addeden bir kişinin keyfi durumuna bağlı kitle yönetimini tanımlamaktadır.

Kur'an'ın aşağıdaki ayetleri ise tiranizme, zorbalığa, bozgunculuk yapanlara, insanlık ve Allah düşmanlarına, mülkiyet ve riyaset tutkunlarına, kula kulluk edenlere / ettirenlere işaret etmekte ve insanlığı, yukarıdaki gibi sözleri söyleyenlere karşı uyarmaktadır. 

2/11-12 Ve onlara "YERDE BOZGUN YAPMAYIN." denildiğinde, "Kesinlikle BİZLER İYİLEŞTİRENLERİZ." derler. - İyi bilin ki kesinlikle ONLAR BOZGUNCULARDIR ve lakin farketmezler.

2/205 Ve BAŞA GEÇTİĞİNDE, YERDE BOZGUN YAPMAK, EKİNİ VE NESLİ HELAK ETMEK İÇİN ÇABALAR. Allah bozgunu sevmez.

3/64 ... ALLAH'IN HARİCİNDEKİNE  KULLUK ETMEYELİM ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. BAZILARIMIZ BAZILARINI Allah’tan başka RAB EDİNMESİN. ...

11/59 Ve işte Ad, Rab’lerinin ayetleri ile cihad ettiler. O’nun resullerine isyan ettiler. HER İNATÇI ZORBANIN EMİRLERİNE TABİ OLDULAR. 

63/4 Ve onları gördüğünde cisimlerinden hoşlanırsın. Eğer konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Kesinlikle onlar yaslanmış keresteler gibidirler. Her çığlığı onların üzerlerine sanarlar. ONLAR DÜŞMANLARDIR. ONLARDAN ÇEKİN, KORUN. .....

Aşağıdaki ayet ise doğru yoldaki toplumlar için en faydalı idare mekanizmasının meclis sistemi olduğuna işaret etmektedir.

42/38 Ve Rab’lerini kabul edenler ve duaya kalkanlar, onların İŞLERİ ARALARINDA HEYETTİR / MECLİSTİR.

Tuesday, April 14, 2026

Kafirlerin maskeleri

Arapça olan "Kafir" kelimesi KFR kökünden olan  "Kefere" (Örtmek, Kapatmak, Gizlemek) fiilinden türeme olup, genel olarak "İnkarcı, Yok sayan" anlamında kullanılmaktadır. Aynı kökten türeyen "Kufr" (Örtme, Kapatma, Gizleme) kelimesi ise "Kötü söz, İnkar" anlamında kullanılmaktadır. "Günahların örtülmesi, silinmesi" anlamında kullanılan ""Keffaret" kelimesi de semantik kök olarak "Örtme" anlamını içermektedir.

"Kafir" kelimesinin "İnkarcı" olarak kullanılmasının sebebi "Gerçeği örtme, Gerçeği gizleme", "Yok sayma", "Var olanı yok, yok olanı var gösterme" anlamlarına dayanmaktadır. Bir başka deyişle "Kafir" kelimesi "gerçeği bilmesine rağmen onu yok sayan, örtbas eden" anlamını temsil etmektedir ki bu noktada "aldatma, sahtekarlık, yalan" kelimeleriyle de dolaylı anlam ilişkisi oluşmaktadır.

"Kefere" fiilinin batı dillerindeki yansıması ise yine "Örtmek, Kapatmak" anlamına gelen "Cooperire" (lat.), "Cover (ing.) ve "Couvrir" (fra.) kelimeleriyle tezahür etmektedir.

"Maske" kelimesi ise kökeni Latincedeki "Masca" (Hayalet, Kötü ruh, Cadı; Kabus, Örterek kaplayan) kelimesine dayanan yani semantik kökeninde yine "Örtmek, Kapatmak" anlamı bulunan bir kelimedir.

Kutsal kitaplarda "Kafir" ve "Maske" kavramları doğrudan ve dolaylı olarak yer almakta ve anlam ilişkisi olan diğer kelimeler vasıtası ile de temsil edilmektedir.

3/70 Ya ehlel kitabi lime TEKFURUNE bi ayatillahi ve entum teşhedun

( Ey kitap sahipleri, şahit olmanıza rağmen, Allah’ın ayetlerini neden ÖRTERSİNİZ / İNKAR EDERSİNİZ? )

2/42 Ve la TELBİSUL hakka bil batili ve TEKTUMUL hakka ve entum ta'lemun

(Ve gerçeği batıl ile ÖRTMEYİN ve bile bile gerçeği GİZLEMEYİN. )

Aşağıdaki ayette yer alan "Gulf" (Kılıf) kelimesi, "Maske" kelimesiyle anlam ilişkisi arzetmekte olup, "Kufr" (Örtme, Kapatma) kelimesiyle birlikte kullanılmıştır.

2/88 Ve kalu kulubuna ĞULF bel leanehumullahu bi KUFRİHİM fe kalilen ma yu'minun

( Ve "Bizim kalplerimiz KILIFLIDIR." dediler. Bilakis Allah onları ÖRTMELERİNDEN / İNKARLARINDAN dolayı lanetledi. Artık çok azı inanır.  )

Kalbinde kılıf olan, gerçeği idrak etmez, etse de kabullenmez. Ve o kılıf ile "Kötü kalbini" maskelemeye çalışır.

İncil'in aşağıdaki ayetlerinde de şeytanların kendilerini gizleyebilmek için "maskeleme" taktiğini kullanmalarına işaret edilmektedir.

40-Matthew-7-15 "Sahte peygamberlerden sakının! Onlar size KUZU POSTUNA BÜRÜNEREK yaklaşırlar, ama ÖZDE YIRTICI KURTLARDIR.

47-2-Corinthians-11-14 Buna şaşmamalı. ŞEYTAN DA KENDİSİNE IŞIK MELEĞİ SÜSÜ VERİR.

"Olmadıkları gibi görünmeyi" ilke edinmiş olan ve tutum, düşünce ve niyetletini dolaylı olarak ifşa eden şeytanlar, "maskeleme" stratejilerini de "Maskarad" adı verilen "Maskeli Balo" organizasyonları ve "maske sembolizmi" vasıtasıyla ritüelleştirmektedirler. Birçok okült ezoterik organizasyonda, sanat ve gösteri faaliyetlerinde (özellikle müzik konserlerinde, kliplerinde) "maske" unsurunun vurgulandığı dikkat çekmektedir. Internette binlercesi yer alan ve şarkıcılar kullanılarak yapılan maske sembolizmi örneklerinden birkaçı;







Dünya, yaratılışından bu yana "kafir" şeytanlar tarafından, "olmadığı gibi görünmek" esasına dayalı ve her konuda aldatmanın, yanıltmanın ve gizlemenin temel kural olduğu bir "maskeli" baloya (maskarad) dönüştürülmüş durumdadır.


Saturday, April 11, 2026

Dönenler ve Döndüren

"Döngü" kavramının temelini düalite kavramı oluşturmaktadır. Varlık ve yokluk kavramlarının temel düalite unsurları olduğu yaratılış sistemindeki ruhi ve maddi her şey belirli bir döngüsel yapı içerisinde varlığını sürdürmektedir. 

Döngüsellik belirli ve sistematik bir kalıba dayalı değişim tekrarları bütünü olarak tanımlababilmektedir.

Madde planı olan evrenin yaratılış noktası addedilen "Big Bang" fenomenin de tıpkı "kalp atışı" gibi döngüsel bir formatta tekrarlanıyor olması kuvvetle muhtemeldir. Yaratılıştaki döngüsel unsurlardan bazıları şöyle sıralanabilir.

- Gezegenlerin ve yıldızların yörüngesel hareketleri

- Atomların ve parçacıkların yörüngesel hareketleri

- Canlı varlıkların yaşam döngüsü (Doğum, Büyüme, Üreme, Ölüm)

- Su döngüsü (Buharlaşma, Yoğunlaşma, Yağış)

- Karbon, Azot ve Oksijen döngüsü

- Mevsim döngüsü

- Sirkadiyen Ritim (24 saatlik biyolojik saat)

- Dalga hareketleri

- Ekosistem Besin Döngüleri

- .......

- .......

"Döngü" yani "Dönüş" fenomeni matematiksel bağlamda 360 derecelik dairesel bir hareket olarak tanımlanmaktadır.

Ezoterik nümerolojide ise 11 sayısı düalitenin, döngünün, halden hale geçişin sembolüdür.

Rum suresinin 11. ayetinde "yaratılıştaki döngüsellik" tanımlanmaktadır.

30/11 Allahu (1) YEBDEU (2) el (3) HALKA (4) summe (5) YU'İDU (6) hu (7) summe (8) iley (9) hi (10) TURCEUN (11)

(اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ)

( Allah YARATIŞI BAŞLATIR. Sonra ONU DÖNDÜRÜR. Sonra O'na DÖNDÜRÜLÜRSÜNÜZ. )

- Ayetin numarası 11'dir.

- Ayette 11 kelime bulunmakta olup, 11 . kelime, döngüsel anlam içeren "Turceun" (Döndürülürsünüz) kelimesidir.

- Ayette, döngü ile ilgili ilk kelime, 6. sıradaki "Yu'iydu" (Döndürür) kelimesidir. Bu kelimenin sıra numarası ile ayetin kodundaki rakamların toplamı 11 (3+0+1+1+6 = 11) olmaktadır.

- Döngüselliği sağlayan dairesel hareketin matematiksel ifadesi olan açı değerini temsil eden 360 sayısının nümerolojik değeri 9 (3+6+0 = 9) olup, ayette "dönüş" kavramını temsil eden her iki ifadenin de ("Yu'idu hu" ve "Turceun") ebced değerlerinin nümerolojik değerleri 9 olmktadır.

"Yu'idu hu" (يُع۪يدُه) (Onu döndürür) 

Ya 10 + Ayn 70 + Ya 10 + Dal 4 + He 5 = 99 ... 9+9 = 18 ... 1+8 = 9

"Turceun" (تُرْجَعُونَ) (Siz döndürülürsünüz) 

Te 400 + Ra 200 + Cim 3 + Ayn 70 + Vav 6 + Nun 50 = 729 ... 7+2+9 = 18 ... 1+8 = 9

Yukarıda zikredilen 9 ve 11 sayılarının, "halden hale geçişi" ve "büyük kitlesel dönüşümleri" simgelemek, kodlamak (9/11) amacıyla kullanılmasının sebebide bu sayıların "döngü" kavramıyla olan ilintisidir.

Monday, April 6, 2026

Manşet terörü devam ...

Büyük bölümü küreselcilerin kontrolünde olan basın kuruluşlarının haber manşetlerinin daima "koku, panik ve endişe" duygularını tetikleyecek şekilde, yani toplumu sürekli negatif frekansta ve huzursuz modda tutacak şekilde kurgulandığına, "Manşet terörü" ve "Korku manşetleri" başlıklı bölümlerde değinilmiş ve örnekler verilmişti. Örneklerin ardı arkası kesilmemekle birlikte, 04.04.2026 tarihinde önde gelen bir basın kuruluşunun haber sitesinde yayınlanan ve zahiren "zararsız, önemsiz" gibi görünen aşağıdaki manşet de konu bağlamında önemli bir örnek teşkil etmektedir.


Haberin büyük harflerle ve bold olarak yazılmış manşeti okunduğunda "yaklaşan bir tehlikeye karşı uyarı" algısı oluşmaktadır. Zira manşette "Dikkat!" ve "bir anda", "tersine dönecek" gibi "olumsuz" anlam algısı oluşturan kelimeler kullanılmıştır. Ancak haberin metni okunduğunda ise "müjdeli haber" ifadesi eşliğinde "yağışlı havanın yerini güneşli havaya terkedeceğinin" bildirildiği görülmektedir. Peki o halde haberin manşeti neden "Müjde! Güneşli hava geliyor." gibi doğrudan olumlu algı oluşturacak, huzur verecek bir ifade kullanılarak yapılmamaktadır? Bu sorunun yanıtı bölümün başında verilmiştir. Zira şeytanlar, insanların acı çekme ve üzüntü duyma anında yaydıkları negatif enerjilerden (frekanslar) beslenmektedirler. (Yani konu, "merak uyandırarak haberin tıklanmasını ve okunmasını sağlama taktiğinden" daha derin boyuta haizdir.) 

Bir başka görselli manşetin de, "Yazın gelmesinden sevinç duyulması" yerine adeta "Yazdan korkulmasını" telkin eder gibi atıldığı görülmektedir. Zira manşette yine sık kullanılan "Korkutan" kelimesi yer almaktadır. Bu manşette, zihinlere bir korku unsuru olarak yerleştirilmek istenen "İklim değişikliği" kavramı da dolaylı olarak vurgulanmaktadır.



3/118 .... Sizden sıkıntıyı, düzensizliği eksik etmezler. O sizi meşakkatle helak edeni severler, arzularlar. Ağızlarından kin, öfke, çirkinlik ortaya açığa çıkar. O göğüslerinin gizlediği ise daha büyüktür. ....."