Çeviri

Tuesday, May 5, 2026

Değinilecek bir konu!

Bu bölüm, önemli bir konuya temas edilen ancak son kısmı ifade sorunu içeren bir yorum mesajına atfen yazılmıştır. 

Yorum mesajının ifade sorunu içermeyen kısmı şöyledir.

“İslam'ın Venüs gezegeniyle olan ilişkisine neden değinmiyorsun? Müslümanlar, beş sayısıyla özdeşleştirilen Venüs gezegeniyle kendilerini özdeşleştirirler. Günde beş vakit namaz kılarlar ve İslam'ın beş şartına uyarlar; kutsal günleri Cuma, yani Venüs Günü'dür. Bazı camilerin tepesinde hilal ve beş köşeli yıldız görebilirsiniz. Sabah namazının ilk namazı olan Fecr, Venüs'ün Mekke'de ufukta göründüğü zaman kılınır.”

Özü ve gerçeği saptırmak, manipüle etmek ve aracı amaca dönüştürmek hedefi doğrultusunda, olgulara, sayılara, şekillere negatif anlamlar yüklenmek suretiyle kullanılagelen sembolizme ve kitlelere empoze edilen satanik/ritüalistik  uygulamalara her toplumda rastlamak mümkündür. Öte yandan, yaratılıştan bu yana din kisvesi altında sürdürülegelen kötülüklerin mevcudiyeti de herkesin malumudur. Bu noktada insanın değerlendirmesi gereken en kritik husus, kapıldığı bir düşüncede veya giriştiği bir eylemde, kalbine de kodlanmış olan kitap ilminin özünden yani “din” adı verilen kavramın nihai ve tek amacı olan “sevgi, iyilik, doğruluk, bilgelik, yüksek ahlak”  niteliklerinden uzaklaşıp uzaklaşmadığıdır. 

Tekil kişiyi niteleyen bir sıfat gibi kullanılagelen “Müslüman” kelimesi, “Seleme” (Teslim olmak, Barışa girmek, Kurtulmak, Selamete ermek) fiilinden türeme bir sıfat olan “Muslim” (Teslim olan, Barışçıl olan, Kurtulan, Selamete eren) kelimesinin sonuna Farsça çoğul eki olan “-an” ekinin gelmesiyle oluşturulmuş bir kelimedir. Dolayısıyla bu kelime, bu haliyle “Muslimler” anlamını taşımakta olup, kelimenin tekil kişiyi temsil edecek şekilde doğru kullanımı "Muslim" formudur. 

“Muslim” kelimesi, “sevgiye, iyiliğe, doğruluğa, bilgeliğe, yüksek ahlaka” kendini adamış yani “teslim etmiş” kişi anlamını temsil etmektedir. Zaten “İnanç” veya “Allah inancı” olarak ifade edilen kavramların özü de bu kavramlara olan inançtır. Bir başka deyişle konu, sorgulanması dahi abes olan Yaratıcı’nın varlığına inanç değil, O’nun yönlendirdiği, yukarıda belirtilen kavramlara olan inançtır. 

Dolayısıyla “Muslim” kelimesi, toplumları bölmek ve ayırmak amacıyla, sanki farklı dinlerin isimleriymiş gibi kitlelere telkin edilegelen ve haberci isimlerinden türeme olan “Hristiyan”, “Musevi” kelimelerinden münezzeh, "birleyici, birleştirici” bir kavramdır. Yunanca kökenli olan “Hristiyan” kelimesi “Mesihçi/Mesih takipçisi/Mesheden yanlısı” (İsacı), İbrani köklü ve Arapça son ekli olan “Musevi” kelimesi ise “Musacı/Musa takipçisi” anlamlarına gelmektedir. Her ikisi de Hz. Muhammed ve diğer adı bilinen/bilinmeyen birçok haberci gibi tek Yaratıcı’nın habercisi olduklarına ve tek bir öğretiyi, bilgiyi aktardıklarına göre toplumların bu şahsiyetlerin isimleri üzerinden ayrışması/ayrıştırılması, “tarikatleşmeden” öte bir sonuç oluşturmamaktadır ki bu da kaçınılması gereken bir husus olarak kitapta özellikle vurgulanmaktadır.

Evvelki bölümlerde de sıklıkla değinildiği üzere, yaratılıştaki düalite ilkesi bağlamında, sayılar ve semboller kendilerine yüklenen anlamlar itibarıyla tesir gösterirler. Örneğin İncil’de yer alan ve “insanı simgeleyen canavarın sayısı” olarak nitelenen “666” sayısı tek başına kötü bir matematiksel değer, kötü bir sayı mıdır? Son bölümde de değinilen ve esasen bir hayvan uzvu olan “boynuz” tek başına kötü bir olgu mudur? Satanizmin sembolü addedilen “beş köşeli yıldız” kötü bir geometrik şekil midir? Venüs kötü bir gezegen midir? Davut Yıldızı olarak bilinen ve ters yönde içiçe geçmiş iki üçgenden oluşan sembol kötü bir geometrik şekil midir? Bu noktada önemli olan, herhangi bir sayının veya figürün hangi anlamı temsil etmek üzere ve hangi niyetle kodlandığıdır. Bu bağlamda örneğin güzel bir çiçek olarak algılanan gül de negatif anlamlar atfedilerek kodlandığında ve telkin edildiğinde farklı algılara ve hislere kapı açabilme potansiyeline sahiptir. 

Netice itibarıyla, ruhsal veya maddesel nitelik arzeden “yaratılmış” herhangi bir varlığa “Yaratıcı”ymış gibi kudsiyet atfetmek suretiyle o varlığı ilahlaştıran, farklı niyetler ve beklentiler ile obsesif ritüellerde bulunan, nefsani menfaatler uğruna her türlü kötülüğü mubah addeden herhangi bir insan veya toplum, hangi isim, sıfat veya ünvan altında olursa olsun, şeytani bir insandır / şeytani bir toplumdur.

No comments:

Post a Comment