Değerli bir okurun 23.03.2025 tarihinde ilettiği ve aşağıda kalın harflerle, aynen aktarılmış sorularına, bu bölümde cevap bulunmaya çalışılmıştır. ( Tüm blog içeriğinde olduğu gibi, aşağıdaki cevaplarda da yer alan "-ır.", "-dır." gibi fiil ifadeleri esasen mevcut bilgilere istinaden "olması muhtemeldir" anlamını yansıtmakta olup, her şeyin doğrusunu sadece Allah’ın bildiği daima hatırlanmalıdır. )
1- Reenkarnasyon sisteminde önceki yaşamlardaki günahların bizleri takip etmesi durumu var mı varsa bu yükten nasıl kurtuluruz?
Bir ruhun ( bilincin ), farklı karakterleri ( kişilikleri ) deneyimlediği her bir enkarnasyon sürecindeki tutum, düşünce, davranış, söylem ve eylemleri ruhsal planda kayıtlanmakta olup, her yeni enkarnasyona geçiş öncesinde ( ölüm sonrası araf ( spatyom ) hali ), o ruhun evvelki tüm enkarnasyonlarına ilişkin toplu bir performans değerlendirmesi, algısı yükselmiş ve vicdan mekanizması tam aktive olmuş ruhun bizzat kendisi tarafından yapılır. Bu husus İsra suresinin 14. ayetinde bildirilmiştir.
17/14 Kitabını oku. O GÜN NEFSİN, HESAP GÖRÜCÜ OLARAK SANA YETER.
Rahmani ve şeytani faaliyetlerin ( amellerin ) karşılığı olarak derin sevinçler, coşkular, mutluluklar ve derin ıstıraplar, üzüntüler, pişmanlıklar ile dolu olan bu süreç sonunda, tekamülü yolundaki eksiklikleri, ruha, bizzat kendisi tarafından tesbit ve idrak ettirilir. İlahi sistem tarafından, ruhun, tekamülü için reenkarnasyona ( tekrar dünyada bedenlenme ) ihtiyaç duyduğunun gerekli görülmesi halinde, ruh, arafta tesbitini bizzat yapmış olduğu tekamül eksikliklerini bir sonraki enkarnasyonunda gidereceğine dair taahhütte bulunur. Ayetlerde tekrarlanan “Allah’a ahdinize vefa edin.” cümlesi bu fenomeni tanımlamaktadır. Bir ruh, reenkarne olduğu anda, evvelki enkarnasyonlarına ilişkin bilgiler, hatırlanmamak üzere, bilinçaltına atılır. Bundaki amaç, ruhun, yeni enkarnasyonunda, bilinç seviyesinde “anı karmaşası” yaşamasını ve teşevvüş haline geçmesini önlemektir. Dolayısıyla ruh, yeni anılar oluşturmaya hazır bir şekilde, temiz bir bilinç ile reenkarnasyon deneyimine başlar.
2- Ölmeden evvel üst boyutlarla irtibata geçmek nasıl mümkün olur? Meditasyon yapamayan dehbli vs bireyler için bu yol kapalı mı?
Esasen, “insan” sıfatıyla, kaba madde planı dünyada enkarnasyon deneyimleri yaşayan her ruh sürekli olarak üst boyutlarla temas halindedir. Ancak, bunu farkedebilmesi için, yani bu iletişimi algılayıp, değerlendirip, yorumlayıp, sonuçlar çıkarabilmesi için frekansının yükselmiş ve “kalbi ile görme safhasına geçmiş” olması gerekmektedir. Bunun yegane yolu da dünyevi, maddi, nefsani ihtiraslardan, arzulardan “gerçek anlamda” uzaklaşmasıdır. Bunu sağlayabilmek için yegane yol ise Kur’an okuması, Allah’ın isimleri üzerine odaklanması, kelimelerdeki derin anlamları araştırması, her ayetin, her olgunun ve her olayın, ardındaki batıni gerçekleri, detayları keşfetmeye çalışması, ilim ve tekamül isteğini dualarında ( çağrılarında ) çokça telaffuz etmesidir. Bakara suresinin 186. ayetinde bu hususa dikkat çekilmektedir.
2/186 ... "Beni çağırdığında, çağıranın çağrısını kabul ederim. ..." ( Ayetin Arapçasında "Çağrı" kelimesinin karşılığı "Dua" kelimesidir. )
3- Kuranın şifa olduğu söyleniyor hangi surenin neyin ilacı çaresi olduğunu bize söyleyecek olan kaynağımız nedir?
Kendimizdir. Çünkü, ilahi sistemde “derde çare mekanizmasının” aktive olabilmesi, insanın, okuduğu ayetlere, yüklediği anlamlara ve buna bağlı zihinsel yapısına bağlıdır. Bu bağlamda, kişinin dert olarak tanımladığının niteliği, kişinin niyeti, samimiyeti ve isteği kritik önem arzetmektedir. Kur’an’ı, herkes için geçerli sabit bir “reçete” olarak algılamak maalesef doğru bir yaklaşım değildir. Zira, fiziksel sorunların çözümünün arandığı tıp ilminde dahi hastaların fizyolojik ( fiziksel ) ve psikolojik ( ruhsal ) yapıları tedavideki en önemli ve belirleyici unsurlar olmaktadır. Yani, sabit bir fizyolojik tedavi metodunun her hastaya uygulanamadığı gerçeği bağlamında, her ayeti zahiri ve batıni sonsuz faydalar sağlayan Kur'an'ın “belirli" ayetlerinin "belirli" fizyolojik veya psikolojik sorunları ortadan kaldırdığına dair kesin hüküm vermek doğru bir yaklaşım olmamaktadır. Öte yandan, ayetlerdeki anlamların konu bağlamında kişiyi yönlendirdiği de hatırlanmalıdır.
4- Yaradan ve yaratılan aynı varlık olabilir mi yani mutlak bilinç kendini kendi icat ettiği bir oyunun içine atmış olabilir mi?
Yaratıcı’yı “varlık” olarak nitelemek, O’na “varlıksal” anlamlar, nitelikler ( haşa ) atfetmek, politeist bir anlayış olan mitolojideki gibi O’nu “kişiselleştirmek / şahıslaştırmak” insanın en büyük yanılgısıdır. “Allah’ın isimleri” olarak bilinen Kur’an’daki esma sistemi, sadece belirli frekansları aktive etmek için faydalanılabilecek kelimeleri temsil etmektedir. Yaratıcı, yaratılışın dışındadır. Yaratılışı ve yaratılmışları niteleyen kelimelerden münezzehtir. Yaratılıştaki hiçbir parametre, hiçbir unsur, hiçbir olgu Yaratıcı ile doğrudan ilintilendirilemez, özdeşleştirilemez. Kur’an’da yer alan bu yöndeki ifadeler, insanların “Allah” kavramına ilişkin sezgilerinin oluşabilmesi için bahşedilmiş müteşabih ( sembolik ) ifadelerdir. İdrakli varlıkların “Yaratılış” olarak algıladığı, Allah’ın kelimelerinin yansıması olan ve varlıklara tahsis ettiği bir “frekans kümesinden” ibarettir. “Allah” kavramı ise varlıkların idrakine sığmaz niteliktedir.
5- Allah'ın merhameti SONSUZ yani bu durumda her varlığın sonunda cennet katmanlarına yükseleceğini söyleyebilir miyiz?
Evvelki bölümlerde de değinildiği üzere, “Cennet” ( Örtü, Koruma, Kaplama, Barındırma ) ve “Cehennem” ( Ateş, Sıcaklık, Yanma ) kelimeleri esasen yaratılıştaki düalite ilkesinin temel bileşenlerini ( İyi / Kötü, Güzel / Çirkin vb. ) temsil eden şemsiye kavramlardır. Ruhsal hali tanımlayan bu kavramları, içinde bulunulan ortamın, halin dışında farklı bir “mekan”, bir “yer” olarak algılamak insanı yanılgıya sürükleyebilmektedir. Zira, düalite gereği her yaşam planının kendi cenneti ve cehennemi mevcuttur. Düalitenin en temel bileşenleri “Yokluk” ve “Varlık” kelimeleridir. Varlıkların algılayamadığı “Yokluk” kelimesi, “Vahdet / Ünite” kavramının temsili niteliğindedir. Dolayısıyla, varlık alemi olan yaratılış içindeki her yaşam planı ( kaba madde, yarı süptil, süptil ) kendi düalitesinden yani kendi cennetinden ve cehenneminden müteşekkildir. Bir yaşam planındaki varlıkların çoğunluğunun ruhsal durumları, düşünsel yapıları, o yaşam planının cennet mi cehennem mi olduğu konusunda belirleyici rol oynamaktadır. Ruhsal tekamül süreci, varlık algısıyla “sonsuz” olan bir yolculuktur. En üst tekamül seviyesi “Yokluk” olan bu sonsuz yolculukta, Allah’ın “sonsuz merhameti” de, ondan gerçekten ve samimiyetle faydalanmak isteyen tüm varlıklar için her daim mevcuttur.
6- Duaların kabul olması için geleneksel anlamda pek çok metod var sizin bir öneriniz var mı?
“Duaların kabul olması için metod” ifadesi, yukarıdaki izahatlar çerçevesinde batıl bir ifade olarak tezahür etmektedir. Zira bu noktada “duanın” ne olduğu, yani “neyin istendiği” büyük önem arzetmektedir. Daimi olarak nefsinin negatif frekanslarının tesiri altında kalan insanın, ruhsal tekamülü için neyin “iyi”, neyin “kötü” olduğunun bilincinde olamadığı, Bakara suresinde şöyle zikredilmektedir.
2/216 “Ve ola ki siz bir şeyi istemezsiniz, bir şeyden hoşlanmazsınız, o size hayırlı olabilir. Ola ki siz bir şeyi seversiniz, o size kötü olabilir. Allah bilir de sizler bilmezsiniz.”
Bir başka deyişle insan, "duasının çoktan kabul edilmiş olduğunu" anlamakta dahi zafiyet gösterebilen bir varlıktır.
Dolayısıyla duanın içeriğinin, “Rab’bim, bana indinden ilim bahşet. Bana doğru ile yanlışı ayırabilecek, gerçeği görebilecek kalp ver. Hakkımda hayırlı olanı bahşet. Nefsani duygularla arzulananlardan ve bu yöndeki niyazlardan beni beri kıl. Beni ilminle temizle ve beni tekamüle layık kullarından kıl. Amin.” gibi cümlelerden oluşmasının, duayı Allah'ın indinde daha geçerli kılacak olması kuvvetle muhtemeldir.
7- Şeytanın vesvesesinden sıyrılmak için ne yapmak gerekir?
Şeytani frekansların en aktif olduğu durumlar, insanın iyiye, güzele, temize odaklanmak, konsantre olmak istediği anlardır. Misalen duaya kalkmış bir insanın aklına aniden gelebilen olumsuz ve kötücül düşünceler söz konusu şeytani frekansların faaliyetinin sonucudur. Bu durumu bertaraf etmenin en etkin yollarından biri esma ( isimler; Allah'ın isimleri ) zikridir. Her dua seansında esma zikri yapılmasının faydalı olacağı Araf suresinin 180. ayetinde, zikir kapsamında 70 sayısının önem arzettiği de “tersten dolaylı misalleme” yoluyla Tevbe suresinin 80. ayetinde bildirilmektedir.
7/180 Ve en güzel İSİMLER Allah içindir. O halde, ALLAH'I ONLARLA ÇAĞIRIN. ...
9/80 “Onlara af iste veya onlara af isteme. Onlar için YETMİŞ KERE AF İSTESEN DE Allah onlara af eylemeyecektir. ...”
8- Çekim ya da yaratım yasası denilen şey gerçek midir bu durumda bireyler ne yapmalı?
Spiritüalizmde, “Olumlu veya olumsuz düşüncelerin, bir kişiyi, yaşamında olumlu veya olumsuz deneyimlere maruz bırakması” olarak tanımlanan ve “Çekim Yasası” olarak anılan fenomene Şura suresinin 30. ayetinde dikkat çekilmektedir.
“42/30 Ve size musibetten* ne isabet ederse o ellerinizin kazandıklarındandır.”
* Ayetteki “Musibet” kelimesi “İsabet eden, Varan, Erişen” anlamında olan bir kelime olup, hem “olumlu”, hem de “olumsuz” isabetleri temsil etmektedir.
Yukarıdaki sorulardan birindeki cevaplar arasında yer alan “Bir yaşam planındaki varlıkların çoğunluğunun ruhsal durumları, düşünsel yapıları, o yaşam planının cennet mi cehennem mi olduğu konusunda belirleyici rol oynamaktadır.” cümlesi de Çekim Yasası fenomeniyle uyum arzetmektedir. Dolayısıyla, nefsani, şeytani hırslardan arınmış, iyi düşünceler ve eylemler içinde olmaya gayret etmek, ilahi nizam tarafından ruhsal tekamülü hızlandırıcı musibetlerin tezahürüne vasıta olacaktır.
9- Yıllardır gelen anlamıyla namaz kılmak gerek mi ya da islamda var mı ya da faydası var mı sizce?
“Namaz “ kelimesi Kur’an’da yer almayan Farsça bir kelimedir. Sanskritçe'de bir kişiyi veya grubu saygıyla selamlamak ve onurlandırmak için kullanılan "Namaste" ( Sana boyun eğiyorum, Seni selamlıyorum ) ( namas ( boyun eğiyorum ) + te ( sana ) ) kelimesi Farsça bir kelime olan "Namaz" kelimesiyle ortak kökendendir. Kur’an’da, bu bağlamda yer alan kelimeler “Kıyamus salah” ( Duaya kalkma / Duayı daim kılma”, “Ruku” ( Eğilme ) ve “Secde” ( Yere kapanma ) kelimeleridir ki bu kelimeler toplu halde, semantik içerik olarak “Namaz” kelimesiyle uyum arzetmektedirler. Kur’an’da bu üç kelime, “ilahi sistemle iletişime geçme ve duaları iletme” amaçlı konsantrasyon seansının bileşenleri olarak tanımlanmaktadır. Dua seansının, fiziksel eylem nitelikli üç kelime ile tasvir edilmesinin sebeplerinden biri de fiziksel eylemin, ruhsal durumu etkileyici niteliğinin olmasıdır. Bir başka deyişle dua seansı, ruh ve madde ( beden ) düalitesinin, vahdet ( ünite ) bilincini tesis etmek üzere “bir” araya gelmesi fenomeni olarak da tanımlanabilir. Dolayısıyla iyi niyetle, samimiyetle, temiz kalple ve bilinçli şekilde ifa edilen dua seansının zahiri ve batıni faydalarının olduğu, ayetlerle de sabit bir gerçektir. Bu noktada önemli olan insanın “duasından gafil ( habersiz ) olmaması”dır.
46/5 Ve ayağa kalkış gününe kadar ona cevap veremeyecek olan o Allah’tan başkasını çağırandan daha sapık kimdir? Ve ONLAR DUALARINDA GAFİLLERDİR / HABERSİZLERDİR.