Çeviri

Monday, July 26, 2021

Eterik Kordonu kesmek... 

Kâinattaki tüm varlıklar "Eterik* Kordon / Esiri* Kordon" adı verilen ve kaba maddesel olmayan süptil bir bağ ( bilgi frekansı bağı ) ile birbirlerine bağlanmışlardır. Bu şebekesel yapı esasen vahdetin ( ünite ) görünmeyen ancak hissedilen özünü oluşturmaktadır.

* "Esir" veya "Eter" tüm kâinatı kaplayan, varlıkların özünü oluşturan ve ruhun madde alemi kainattaki yansıması olan bilgi ve enerji kaynağı süptil maddeye verilen isimdir.

"Eterik Kordon / Esiri Bağ" kavramı Kur'an'da "Hablillah" ( Allah'ın ipi ) ve "Ellefe beyne kulub" ( Kalplerin birleştirilmesi ) teşbihleri vasıtası ile bildirilmektedir. 

3/103 Va'tesumu bi HABLİLLAH  cemian ve la teferraku vezkuru ni'metellahi aleykum iz kuntum a'daen fe ELLEFE BEYNE KULUBİKUM fe asbahtum bi ni'metihi ihvana ve kuntum ala şefahufratin minen nari fe enkazekum minha kezalike yubeyyinullahu lekum ayatihi leallekum tehtedun

( Ve ALLAH'IN İPİNE topluca sarılıp bağlanın. Ayrışmayın ve Allah’ ın üzerinize olan nimetini hatırlayın. Zamanında düşman olmuştunuz da KALPLERİNİZİN ARASINI BİRLEŞTİRDİ. O’nun nimeti ile kardeşler oldunuz. Ateşten çukurun üzerindeydiniz de sizi oradan kurtardı. İşte Allah ayetlerini size böyle açıklar. Umulur ki yönlenirsiniz. )

Spiritüalizmde "Bağ kesmek" veya "Eterik kordonu kesmek" olarak anılan meditatif uygulama ise, bir varlığın, kendisine negatif frekans iletisi yapan bir başka kaynak varlıkla arasındaki esiri / eterik bağı imajinatif ve geçici olarak kesmesi ve hem kendisini hem de negatif frekans kaynağını geçici bir süre özgür bırakması deneyimidir. 

Zira varlıklar arasındaki esiri bağ daimi olup, ruhsal tekâmül için de elzemdir. Esiri bağ varlıkların ruhsal tekâmül ihtiyaçlarına göre pozitif veya negatif frekans iletisi vasıtası işlevini görmektedir. Ancak ayni zamanda her varlık bilmelidir ki yaratılışta "başkası" diye bir kavram bulunmamakta ve tüm varlıklar tek bir bütünü ( üniteyi ) oluşturmaktadırlar. Bu fenomen en basit misalleme ile bir bedenin organlarına benzetilebilir. Ve her bir varlık bir diğerinin ruhsal tekâmülü için bir vesile, bir vasıta ve hatta bir yardımcı konumundadır. Dolayısıyla bir varlıktan ötekine iletilen negatif frekanslar esasen o varlığın negatif yönünün kendisine gösterilmesinden başka bir şey değildir.

Kaba madde planı dünyadaki her kaba madde bedenli varlık kendi astral bedenine yani bedensiz olan süptil öz varlığına da "Gümüş Bağ" olarak anılan "Esiri / Eterik Kordon" ile bağlıdır. "Astral Çıkış", "Astral Projeksiyon" ( Göksel Çıkış / Yıldızsal Çıkış ) veya Kur'an terminolojisiyle "Mi'rac" olarak anılan fenomen ise bir varlığın göksel özüne yükselmesi, göksel özünü yani süptil / esiri / eterik öz varlığını idrak etmesi deneyimidir. Astral çıkış fenomenini deneyimleyenler çıkış sonrasında kaba madde bedenlerini yukarıdan görebilmektedirler.

Hacc suresinin 15. ayetinde "Astral Çıkış" ve "Eterik Kordon" kavramları dolaylı bir misalleme ile bildirilmekte gibidir.

22/15 Men kane yezunnu en len yensurahullahu fid dunya vel ahirati fel YEMDUD Bİ SEBEBİN İLES SEMAİ SUMMELYAKTA' fel YENZUR hel yuzhibenne keyduhu ma yeğiyz

( Kim Allah' ın ona, dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini zannederse, GÖĞE SEBEPLE UZANSIN DA SONRA KESSİN DE BAKSIN, tuzağı o kendisini öfkelendireni giderebilecek mi? )

Ayette, Allah'ın kader mekanizmasına isyan eden, O'nun yardımından ümit kesen ve öfkelenip isyan eden kibirli ve gafil bir varlığın astral çıkış esnasında eterik kordonu keserek zahmetli olan ruhsal tekâmül surecinden kaçıp kurtulmak istemesi konu edilmektedir. Ayette varsayımsal olarak "eterik kordonun kesilmesi" durumunda dahi ilahi bir sınav olan ruhsal tekâmül sürecinin dışına çıkılmasının mümkün olmadığı bildirilmektedir.

Virüs Çağı

"Virus" kelimesi Latince kökenli olup "Vir" ( Zehir ) kökünden ve "us" ekinden oluşmakta ve "Zehir" anlamına gelmektedir. Ayrıca Fransızcadaki "Virer" ( Geçiş yapmak, Transfer etmek ) kelimesindeki "Vir" kökünün de "Virus" kelimesinin kaynağı olması kuvvetle muhtemeldir. Zira Virus "yayılma, geçme, transfer olma" özelliği taşıyan bir olgudur.

Açıkça görülmektedir ki insanlığı daimi ve şiddeti artırılmış bir totaliter tahakküm sistemi altında tutmak isteyen küreselciler en hassas nokta olan sağlık unsurunu kullanarak 2019 yılından itibaren "Virüs Çağı"'nı başlatmışlardır. Planlara göre bundan böyle sürekli gündeme getirilecek olan virüs vakaları ve abartılı medya iletişimi sayesinde insanlar sürekli korku frekansında tutulacak, dolayısıyla sürekli aşılanabilecek ve aşıların yanetkilerinin sebebiyet vereceği - ancak şu an mechul olan! - muhtelif sağlık sorunlarına dayalı bir kısır döngü içinde Yeni Dünya Düzeni yani "Artırılmış Kölelik" sistemi yürütülebilecektir.

2018 yılında ( pandemi öncesinde ) yayımlanmış olan "Claws : Virus Age" ( Pençeler : Virüs Çağı ) isimli kitap bu bağlamda dikkat çekmektedir.

Proje akış diyagramının şöyle oluşturulmuş olması kuvvetle muhtemeldir.

1- Pandemi
2- Aşılama
3- Aşı Pasaportu / Aşı Kartı
4- Dijital Kimlik
5- Sosyal Skorlama / Vatandaşlık Puanı
6- Sosyal Skor / Vatandaşlık puanı* bazında nüfus ayrıştırma ve eliminasyon...

* Dünya A.Ş. personeli performans puanı!

Bu akış içerisine serpiştirilecek iklim krizi, kıtlık ve yerel savaş algı operasyonları ile korku frekansının daha da yoğunlaştırılması planlanmakta gibidir.

Hücresel olmayan protein kaplı bir RNA çekirdeğinden oluşan ve gözle görülemeyen bir varlık türü olan "Virüs", yaşamak ve çoğalmak için konuk ( host ) organizmaya ihtiyaç duymakta ancak konuk organizmayı da hasta ve hatta yokedebilmektedir. ( Aşılar da RNA moleküllerinden oluşmaktadır. ) "Virüs" kelimesi esasen - "Zehir" anlamı itibarıyla - içinde yaşadığı ortamı sömürerek mahvetmek için çabalayan her tür varlık için de kullanılabilir ki bugün bunların "insan" formuna girmiş olanlarına da şahit olunmaktadır.

Yukarıdaki tanımlama, belirli bir anlam çerçevesi içinde**, Kur'an'da "Cinn" olarak tanımlanan varlıklara ve "cin tasallutu" kavramına da uymaktadır. Bilindiği üzere "Cinn" kelimesi CN kökünden olup, "Görülmeyen, Örtülü" anlamına gelmektedir 

( ** Cinn kelimesinin anlam kapsamı çok geniş olup, burada spesifik bir anlam üzerinde durulmaktadır. "Cenin", "Cennet" ( Örtülme, Korunma ), "Cunnet" ( Kalkan ) kelimeleri de aynı ( CN ) köktendir. )

Evvelki bölümlerde incelendiği üzere anlamdaşlık itibarıyla "Virus" ile "Semum" kelimeleri arasında ilişki bulunmaktadır. Zira "Semum" kelimesi de "Zehir, İçe işleyen zehir" anlamını içermektedir.

Kur'an ayetlerinde "cinlerin semum ateşinden yaratıldıklarından" ve "semum azabından" bahsedilmektedir.

15/27 Vel canne halaknahu min kablu min NARİS SEMUM

( Ve cin, onu önceden, içe işleyen ZEHİRLİ ATEŞTEN yarattık. )

52/27 Fe mennellahu aleyna ve vekana AZABES SEMUM

( Böylece Allah üzerimize nimet verdi ve bizi içe işleyen ZEHİRLİ ATEŞ azabından korudu. )

Ayrıca bkz.

https://kuranilmi.blogspot.com/2021/01/naris-semum-ve-ikili-yedi.html

https://kuranilmi.blogspot.com/2021/03/hastalk-aslamak.html

Sunday, July 25, 2021

İrade darbesi...

"İrade"* kelimesi "İstek" anlamına gelen ve varlıkların kaderlerinde en kritik öneme sahip olgudur, frekanstır. Zira "İrade", bir varlığın gerçeği veya batılı yaşamasında belirleyici olan unsurdur. İrade tercihi, tercih de kaderi belirler.

* "Ardu / Arzu", "Rıda / Rıza", "Radı / Razı" kelimeleri de RD kökünden olup, "İstek" kök anlamını yansıtmaktadırlar.

"Sorgulamadan kabul", "Rasyonel olmayan güven", "Biyat" gibi illetlerin kökeninde tembellik yani gerçeği araştırmaya ve öğrenmeye karşı "isteksizlik" yatmaktadır. Daha hayata neden geldiğini dahi henüz çözümleyememiş olan gafil çoğunluk, herhangi bir bilgi kendilerini konfor alanlarının ( bilegeldikleriyle mutlu oldukları alan ) dışına çıkarma potansiyeli arzettiğinde doğrudan o bilgiyi reddetmekte, bilgi kaynağını aşağılamakta, alaya almakta ve dışlamaktadırlar. Tüm bunları yaparken de kendilerini ve yakınlarını helake sürüklemektedirler.

Gerçeği istemeyen ve çoğunluğu oluşturan kitlenin ortak özelliği ise delilleri olmamasına rağmen belirli yanlış bir bilgiyi veya inanageldiklerini doğru kabul etmekte ısrarcı olmalarıdır. Bu esasen bir tür dogma sendromudur.

"Gerçeği istememe" obsesyonu aşağıdaki ayetlerde misallendirilmiştir.

11/28 Kale ya kavmi e raeytum in kuntu ala BEYYİNETİN min rabbi ve atani rahmeten min indihi fe ummiyet aleykum e nulzimukumuha ve ENTUM LEHA KARİHUN  

( Ey kavmim gördünüz mü düşündünüz mü, eğer Rab’bimden DELİLLER üzerindeysem ve bana indinden rahmet verilmişse ve size de körlük verildiyse. SİZLER ONA İSTEKSİZLERKEN onu size elzem mi kılacağız? dedi. )

23/70 Em yekulune bihi cinneh bel caehum bil hakki ve ekseruhum LİL HAKKİ KARİHUN

( "Onda cinlik var." mı diyorlar? Bilakis onlara gerçek ile geldi. Onların çoğunluğu GERÇEK İÇİN İSTEKSİZDİRLER. )

43/78 Lekad ci'nakum bil hakki ve lakinne ekserakum LİL HAKKİ KARİHUN

( Size gerçeği getirdik. Lakin çoğunluğunuz GERÇEK İÇİN İSTEKSİZSİNİZDİR. )

Oysa insanı ruhsal tekâmüle eriştirecek ve bu ıstıraplı dünya kısır döngüsünden çıkaracak olan basit bir "irade darbesi"dir. Bu irade darbesi ona "Acaba?" sorusunu sorduracak, onu gerçeği araştırmaya ve doğruyu bulmaya yönlendirecektir.

"İrade darbesi" ifadesi İlahi Nizam ve Kâinat isimli kitabın bir bölümünde, cennet olarak anılan yarı süptil planın ( üst frekans ) tasvirinde şöyle geçmektedir.

"Onun için bu plânda dünyada olduğu gibi, zahmet, yorgunluk, ıstırap, didinme, mücadele gibi kaba durumlar yoktur. Burada bütün ARZULAR, ufak bir İRADE DARBESİYLE, sadece bir İSTEKLE âdeta otomatikman, kendiliğinden oluyormuş gibi TAHAKKUK EDİVERİR."

Yukarıdaki alıntıda, "iradenin" ( isteğin ), gerçekliğin tezahüründeki etkisi anlatılmaya çalışılmakta ve istendiğinde herşeyin mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Dolayısıyla gerçeği idrake yönelik bu "irade darbesi"nin kaba madde planı dünyada tezahür edebilmesi ve insanların bu yolla içinde bulundukları şeytani hapishaneden kurtulabilmeleri ancak ve ancak Allahu Teala'nın onları gerçeğe yönlendirmesine, kalplerindeki mühürü çözüp idrak nimetini onlara bahşetmesine bağlıdır. Allahu Teala'nın anılan husustaki "İradesi" ( İsteği ) Bakara suresinin 26. ayetinde net olarak bildirilmiştir.

4/26 YURİDULLAHİ** li yubeyyine lekum ve yehdiyekum sunenellezine min kablikum ve yetube aleykum vellahu alimun hakim

( ALLAH size açıklamayı, sizi o sizden öncekilerin adetlerine, usüllerine yönlendirmeyi ve üzerinize tevbe eylemeyi İSTER. Allah bilendir hakimdir. )

** "Yuridullahi" ( Allah ister ) cümlesindeki fiilin kökü "İrade" ( İstek ) kelimesidir. 

Şura suresinin 24. ayetinde ise kalplerdeki mühür ve gerçeğin Allah'ın kelimeleriyle tecellisi hususlarına değinilmektedir.

42/24 Em yekuluneftera alellahi keziba fe in yeşeillahu yahtim ala kalbik ve yemhullahul batile ve yuhikkul hakka bi kelimatih innehu alimun bi zatis sudur

( “Allah’a yalan uydurdu." mu derler? Eğer Allah dilerse, kalbinin üzerine mühür basar. Allah batılı imha eder ve gerçeği kelimeleri ile gerçekleştirir. Kesinlikle O göğüslerin özünü bilendir. )

Sufla ve Ulya

İnsan, kendi yanlış tercihinin bir neticesi olarak aslında ne kadar "aşağılayıcı" bir yaşam planında bulunduğunu sıklıkla hatırlamalıdır. Zira yaşam planının adı olan "Dunya" kelimesi de zaten "Alçak, Aşağılık" anlamına gelmektedir. Mevcut durumda insanlık, kendilerini elit addeden birkaç satanist müşrikin oyuncağı olmuş durumdadır. Ve hala aynı yanlışı yaparak bu inkârcı müşriklerin sözlerinin peşinden koşmaktadır.

İnsanın bu durumu Tin suresinin aşağıdaki ayetlerinde bildirilmektedir.

95/4 Lekad halaknel insane fi ahseni takvim 

( İnsanı kıvama koymanın en güzeli içinde yarattık. )

95/5 Summe redednahu ESFELE SAFİLİN

( Sonra onu AŞAĞILARIN EN AŞAĞISINA döndürdük. )

Tevbe suresinin 40. ayetinde inkarcıların kelimelerinin "sufla" ( sefil, aşağılık ) olduğu ve bunlara tabi olanların helake sürükleneceği, Allah'a inanan ve güvenenlerin ise O'unun "ulya" ( yüce ) kelimeleriyle selâmete ereceği dolaylı misalle bildirilmektedir.

9/40 İlla tensuruhu fe kad nesarahullahu iz ahracehullezine keferu saniyesneyni iz huma fil ğayri iz yekul li sahibihi la tahzen innallahe meana fe enzelellahu sekinetehu aleyhi ve eyyedehu bi cunudin lem teravha ve ceale kelimetellezine keferus SUFLA ve kelimetullahi hiyel ULYA vallahu azizun hakim

( Eğer siz ona yardım etmezseniz, Allah ona yardım eder. Zamanında, o inkarcılar onu çıkardıkları zaman sadece iki kişinin ikincisi iken, mağarada olduklarında arkadaşına "Üzülme, kesinlikle Allah bizimledir." diyordu. Allah onun üzerine sükunetini indirmişti. Onu görmediğiniz ordularla destekleyip kuvvetlendirmişti. O inkarcıların kelimelerini ALÇAK kılmıştı. Allah' ın kelimesi, YÜCE olan O'dur. Allah yücedir hakimdir. )

Saturday, July 24, 2021

Negatif frekansın nümerik sembolü 9 

Evvelki bölümlerde defaatle değinildiği üzere 9 sayısı, yaratılışın ve pozitif frekansın sembolü olan 6 sayısının ( 6 günde yaratılış ) tersi olup ve "aldatmayı", "sihiri" ve "bozgunu" sembolize etmektedir.

İncil'de insan şeytanını simgeleyen sayının 666 ( 6+6+6 = 18 ... 1+8 = 9 ) olduğü Vahiy suresinin 13. bölümünün 18. ( 1+8 = 9 ) altbölümünde geçmektedir.

66 Vahiy 13-"18" Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı insanı simgeler. Sayısı ALTIYÜZALTMIŞALTIdır.

Kur'an'daki 27. sure ( 2+7 = 9 ) olan Neml suresinde bozgun yapan 9 çeteden bahsedilmektedir.

27/48 Ve kane fil medineti TİS'ATU rahtin yufsidune fil erdi ve la yuslihun

( Ve şehirin içinde, yerde bozgun yapan ve iyileştirmeyen, iyileşmeyen DOKUZ çete vardı. )

Allahu Teala, Firavun'a ibret olmak üzere Hz. Musa'ya 9 negatif frekans tesirli ( belalı ) ayet vermiştir.

17/101 Ve lekad ateyna musa TİS'A ayatin beyyinatin fes'el beni israile iz caehum fe kale lehu fir'avnu inni le ezunnuke ya musa meshura

( Ve Musa' ya delil olarak DOKUZ ayeti verdik. O halde İsrailoğulları' na sual et. Zamanında onlara geldi de Firavun ona "Kesinlikle ben zannederim ki sen ey Musa, sihirlenmişsin." dedi. )

9 ayet;

1- Ejderhaya Dönüşen Asa
2) Hz. Musa'nın Koynundan Çıkardığı Beyaz Eli
3) Hz. Musa'nın Asasıyla Sihirbazların Sihirlerini Bozması
4) Kıtlık Yılları ve Verimin Azalması
5) Tufan
6) Çekirge
7) Haşereler
8) Kurbağa
9) Kan

Kur'an'da "Had" ( Aldatmak ) kökü ilk kez Bakara suresinin 9. ayetinde geçmektedir. ( Sure ve ayet numarası toplamı ( 2+9 ) ise 11 sayısını vermektedir.

2/9 YUHADİUNE (1) allahe (2) ve (3) ellezine (4) amenu (5) ve (6) ma (7) YAHDEUNE (8) illa (9) enfuse (10) hum (11) ve (12) ma (13) yeş'urun (14)

( Allah’ ı ve o inananları ALDATMAYA çalışırlar da nefislerinden, kendilerinden başkasını ALDATMAZLAR ve farketmezler. ) 

"Had" kökü ayette 1. ve 8. kelimelerde olnak üzere iki kere tekrarlanmakta olup, kelime sıra numaraları toplamı da 9 sayısını vermektedir. ( 1+8 = 9 )

Sad suresinin 23. ayetinde 99 sayısı, negatif frekans olguları olan tekasür, hırs, ve açgözlülük ile ilintili olarak yer almaktadır. ( 9+9 = 18 ... 1+8 = 9 )

 38/23 İnne haza ehiy lehu TİS'UN VE TİSUNE  na'ceten ve liye na'cetun vahidetun fe kale ekfilniha ve azzeni fil hitab

( Kesinlikle bu benim kardeşim. Ona DOKSANDOKUZ dişi koyun ve bana bir dişi koyun. "Onu bana ver." dedi. Beni söylemde yendi. )

Bir yıllık süreci 360 gün ( 3+6+0 = 9 ) olarak baz alan küresel çete ( Illuminati ) tüm manipülatif algı operasyonlarını ve küresel olayları 108 yıllık döngüler halinde kurgulamaktadır. Her bir 108 yıllık döngü ise 36 yıllık 3 bölümden oluşmaktadır. 

Ayrıca bkz.

https://kuranilmi.blogspot.com/2019/09/sihirli-9-says.html

Friday, July 23, 2021

Cahil çoğunluk, Âlim azınlık

Tarih göstermektedir ki toplumları batağa sürükleyen ve yokolmalarına sebep olan daima bilgisiz ( cahil ) çoğunluğun yanlış tercihleri ve kararları olmuştur. Bu süreçte gerçeği gören ve ifade eden ilim sahipleri ise bu cahil azınlığın hedefi haline gelmekten kurtulamamamışlardır. Bu durum özellikle ilahi kozmik bilgilerin iletisine vasıta olan haberciler için geçerli olmuş, kavmini, milletini helak olmaktan kurtarmak için çabalayan haberciler kavimleri tarafından dışlanmış, hakarete uğramış, alay konusu edilmiş ve hatta öldürülmüşlerdir. Hz. Musa'nın söylemini daha doğrusu duasını içeren aşağıdaki ayet bu bağlamda dikkat çekmektedir.

2/67 Ve iz kale musa li kavmihi innellahe ye'murukum en tezbehu bekarah kalu e tettehizuna huzuva kale EUZU BİLLAHİ EN EKUNE MİNEL CAHİLİN ( Ve zamanında Musa kavmine, "Kesinlikle Allah size sığırı boğazlamanızı emrediyor." dedi. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. "CAHİLLERDEN OLMAKTAN ALLAH'A SIĞINIRIM." dedi. )

Bu acı ibret tablosunun benzerleri döngüsel bir yapıda olmak üzere yaratılıştan bu yana sürekli tekrarlanmış olup, bugün de benzer bir döngünün son safhaları idrak edilmektedir.

Kur'an ayetlerinde sık tekrarlanan "İnsanların çoğunluğu bilmezler." cümlesi "çoğunluğun cahil olması" ve dolayısıyla "tercihlerinin yanlış olması" durumunun ilahi nizamın bir gerekliliği olduğunu vurgular niteliktedir. Anılan ifade 26 ayette geçmektedir.

6/37 Ve kalu lev la nuzzile aleyhi ayetun min rabbih kul innellahe kadirun ala en yunezzile ayeten ve lakinne EKSERAHUM LA YA'LEMUN ( Ve "Ona Rab’binden ayet indirilmeli değil miydi?" dediler. De ki: "Kesinlikle Allah, ayet indirmeye gücü yetendir. Lakin ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER." )

7/131 Fe iza caethumul hasenetu kalu lena hazih ve in tusibhum seyyietun yettayyeru bi musa ve men meah e la innema tairuhum indellahi ve lakinne EKSERAHUM LA YA'LEMUN ( Fakat kendilerine güzellik geldiği zaman, "Bu bizedir." dediler. Onlara kötülük isabet edince de, "Bu Musa ile yanındakilerin uğursuzluğundandır." dediler. İyi bilin ki, kesinlikle onların uğursuzluğu Allah' ın indindedir. Lakin ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

7/187 Yes'eluneke anis saati eyyane mursaha kul innema ilmuha inde rabbi la yucelliha lil vaktiha illa hu sekulet fis semavati vel ard la te'tikum illa bağteh yes'eluneke ke enneke hafiyyun anha kul innema ilmuha indellahi ve lakinne EKSERAN NASİ LA YA'LEMUN ( Sana, "Vuku bulması, karar kılınması ne zaman?" diye saati sual ediyorlar. De ki: "Onun ilmi kesinlikle Rab’bimin indindedir. Onu, O’nun haricinde vaktinde tecelli ettirecek yoktur. Göklerde ve yerde ağırdır. O size ancak ansızın gelecektir.” Kesinlikle sen onu gizleyenmişsin gibi sana sual ediyorlar. De ki: "Kesinlikle onun ilmi Allah' ın indindedir ve lakin İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER." )

8/34 Ve ma lehum en la yuazzibehumullahu ve hum yesuddune anil mescidil harami ve ma kanu evliyaeh in evliyauhu illel muttekune ve lakinne EKSERAHUM LA YA'LEMUN ( Ve ne oldu onlara ki Allah kendilerine azap etmesin? Onlar Mescid-i Haram'dan döndürüyorlar. Onun dostları da olmadılar. Kesinlikle O’nun dostları ancak sakınanlardır. Lakin ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. ) 

10/55 e la inne lillahi ma fis semavati vel ard e la inne va'dellahi hakkun ve lakinne EKSERAHUM LA YA'LEMUN ( İyi bilin ki göklerde ve yerde ne varsa kesinlikle Allah içindir. İyi bilin ki kesinlikle Allah' ın vaadi gerçektir. Lakin ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

12/21 Ve kalellezişterahu min misra limraetihi ekrimi mesvahu asa en yenfeana ev nettehizehu veleda ve kezalike mekkenna li yusufe fil erdi ve li nuallimehu min te'vilil ehadis vallahu ğalibun ala emrihi ve lakinne EKSERAN NASİ LA YA'LEMUN ( Ve şehirden onu satın alan Mısırlı, karısına "Ona mekanını ikram et. Belki bize faydalı olur veya onu çocuk ediniriz." dedi. Yusuf' a, ona sözlerin yorumundan öğretmek için, yerde işte böyle mekan verdik. Allah işine galiptir. Lakin İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

12/40 Ma ta'budune min dunihi illa esmaen semmeytumuha entum ve abaukum ma enzelellahu biha min sultan inil hukmu illa lillah emera en la ta'budu illa iyyah zaliked dinul kayyimu ve lakinne EKSERAN NASİ LA YA'LEMUN ( O O’ndan başka kulluk ettikleriniz ancak sizin ve babalarınızın isimlendirdiği isimlerdir. Allah onlarla ilgili delil indirmedi. Kesinlikle hüküm ancak Allah içindir. O, size, O’nun haricindekine kulluk etmemenizi emretti. Bu doğru, daim olan dindir. Lakin İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

12/68 Ve lemma dehalu min haysu emerahum ebuhum ma kane yuğni anhum minellahi min şey'in illa haceten fi nefsi ya'kube kadaha ve innehu le zu ilmin li ma allemnahu ve lakinne EKSERAN NASİ LA YA'LEMUN ( Ve babalarının emrettiği yerden girdiklerinde, Yakub' un nefsindeki isteğin yerine getirilmesi haricinde, onlara Allah’tan hiçbir şeye karşı fayda veremezdi. Kesinlikle o, ona öğrettiğimiz için ilim sahibiydi. Lakin İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. ) 

16/38 Ve aksemu billahi cehde eymanihim la yeb'asullahu men yemut bela va'den aleyhi hakkan ve lakinne EKSERAN NASİ LA YA'LEMUN ( Ve "Allah ölen kimseyi diriltmez." diye Allah’a kuvvetli yeminleri ile yemin ettiler. Bilakis onun üzerine gerçekten vaaddir. Lakin İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. ) 

16/75 Darabellahu meselen abden memluken la yakdiru ala şey'in ve men razaknahu minna rizkan hasenen fe huve yunfiku minhu sirran ve cehra hel yestevun el hamdu lillah bel EKSERUHUM LA YA'LEMUN ( Allah, malik olunmuş, hükmedilmiş de hiçbir şeye kudreti yetmeyen kulun misali ile güzel rızıkla rızıklandırdığımız, ondan gizlice ve açıkça harcayan o kimsenin misalini beyan etti. Eşit olurlar mı? Övgü Allah içindir. Bilakis ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

16/101 Ve iza beddelna ayeten mekane ayetin vallahu a'lemu bima yunezzilu kalu innema ente mufter bel EKSERUHUM LA YA'LEMUN ( Ve ayeti, yerine ayetle değiştirdiğimizde, Allah ne indirdiğini bilir. "Kesinlikle sen uydurucusun." derler. Bilakis ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

21/24 Em ittehazu min dunihi aliheh kul hatu burhanekum haza zikru men meiye ve zikru men kabli bel EKSERUHUM LA YA'LEMUNel hakka fe hum mu'ridun ( O’ndan başka ilahlar mı edindiler? De ki: "Delilinizi getirin. Bu, o benimle birlikte olan kimselerin hatırlatmasıdır. O benden önceki kimselerin hatırlatmasıdır." Bilakis ONLARIN ÇOĞUNLUĞU GERÇEĞİ BİLMEZLER de onlar yüz çevirip dönenlerdir. )

27/61 Em men cealel erda kararan ve ceale hilaleha enharan ve ceale leha ravasiye ve ceale beynel bahrani haciza e ilahun meallah bel EKSERUHUM LA YA'LEMUN ( Yoksa o yeri durak, karar yeri kılan, arasında nehirler oluşturan, ona dağlar oluşturan ve iki denizin arasına engel oluşturan mı? Allah ile birlikte ilah mı var? Bilakis ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

28/13 Fe radednahu ila ummihi key tekarra aynuha ve la tahzene ve li ta'leme enne va'dellahi hakkun ve lakinne EKSERAHUM LA YA'LEMUN ( Böylece gözü aydın olsun ve hüzünlenmesin diye ve Allah' ın vaadinin kesinlikle gerçek olduğunu bilmesi için onu annesine geri döndürdük. Lakin ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

28/57 Ve kalu in nettebiiel huda meake nutehattaf min erdina e ve lem numekkin lehum haramen aminen yucba ileyhi semeratu kulli şey'in rizkan min ledunna ve lakinne EKSERAHUM LA YA'LEMUN ( Ve "Eğer seninle birlikte yönlendirmeye tabi olursak, yerimizden atılırız." dediler. Onlara güvenli, indimizden rızık olarak herşeyin ürünlerinden, meyvelerinden toplanan emin, hürmetli mekan vermedik mi? Ve lakin ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. ) 

30/6 Va'dellah la yuhlifullahu va'dehu ve lakinne EKSERAN NASİ LA YA'LEMUN ( Ve Allah' ın vaadidir. Allah vaadine ihtilaf etmez. Lakin İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. ) 

30/30 Fe ekim vecheke lid dini hanifa fitratellahilleti fetaran nase aleyha la tebdile li halkillah zaliked dinul kayyimu ve lakinne EKSERAN NASİ LA YA'LEMUN ( O halde yüzünü birleyen doğru dine ve Allah' ın o insanları üzerinde yarattığı yaratışına doğrult. Allah' ın yaratışında değişiklik olmaz. Doğru, daim din budur. Lakin kesinlikle İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

31/25 Ve lein seeltehum men halekas semavati vel erda le yekulunnellah kulil hamdu lillah bel EKSERUHUM LA YA'LEMUN ( Ve eğer onlara "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sual edersen, "Kesinlikle Allah." diyecekler. De ki: "Övgü Allah içindir." Bilakis ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. ) 

34/28 Ve ma erselnake illa kaffeten lin nasi beşiran ve neziran ve lakinne EKSERAN NASİ LA YA'LEMUN ( Ve seni insanların tümü için müjdeci ve uyarıcı olmanın haricinde göndermedik. Lakin İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

34/36 Kul inne rabbi yebsutur rizka li men yeşau ve yakdiru ve lakinne EKSERAN NASİ LA YA'LEMUN ( De ki: "Kesinlikle Rab’bim rızkı dilediği kimseye genişletir ve daraltır. Lakin İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER." ) 

39/29 Darabellahu meselen raculen fihi şurakau muteşakisune ve raculen selemen li racul hel yesteviyani mesela el hamdu lillah bel EKSERUHUM LA YA'LEMUN ( Allah, ihtilaf halinde olup geçinemeyen ortakları olan adamın ve bir adama teslim olan adamın misalini beyan etti. İkisi misal olarak eşit olurlar mı? Övgü Allah içindir. Bilakis ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

39/49 Fe iza messel insane durrun deana summe iza havvelnahu ni'meten minna kale innema utituhu ala ilm bel hiye fitnetun ve lakinne EKSERAHUM LA YA'LEMUN ( İnsana darlık sıkıntı dokunduğunda bizi çağırır. Sonra onu bizden nimetle çevrelediğimizde "Kesinlikle o bana ilmim üzere verildi." der. Bilakis o sınavdır. Lakin ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

40/57 Le halkus semavati vel erdi ekberu min halkin nasi ve lakinne EKSERAN NASİ LA YA'LEMUN ( Göklerin ve yerin yaratılışı insanın yaratılışından daha büyüktür. Lakin İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. ) 

44/39 Ma halaknahuma illa bil hakki ve lakinne EKSERAHUM LA YA'LEMUN ( Onları gerçek haricinde yaratmadık. Lakin ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

45/26 Kullillahu yuhyikum summe yumitukum summe yecmeukum ila yevmil kiyameti la raybe fihi ve lakinne EKSERAN NASİ LA YA'LEMUN ( De ki: "Allah sizi diriltir, sonra sizi öldürür. Sonra ayağa kalkış gününde sizi toplar. Onda şüphe yoktur. Lakin İNSANLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER." )

52/47 Ve inne fillezine zalemu azaben dune zalike ve lakinne EKSERAHUM LA YA'LEMUN ( Ve kesinlikle o zulmedenler hakkında, bundan başka da azap vardır. Lakin ONLARIN ÇOĞUNLUĞU BİLMEZLER. )

Çoğunluğun cahil olduğu da 6/111 kodlu ayette bildirilmektedir.

6/111 Ve lev ennena nezzelna ileyhimul melaikete ve kellemehumul mevta ve haşerna aleyhim kulle şey'in kubulen ma kanu li yu'minu illa en yeşaellahu ve lakinne  EKSERAHUM YECHELUN ( Ve şayet kesinlikle biz onlara melekleri indirseydik ve ölüler de onlara kelam edip söz söyleseydi ve onlara önceki herşeyi toplasaydık, Allah' ın dilemesi haricinde inanacak değillerdi. Lakin ÇOĞUNLUĞU CAHİLLİK EDERLER. )


Thursday, July 22, 2021

Star Wars ( Yıldız Savaşları )

Spiritüalizmde "Yıldız" kelimesi üst süptil boyut varlıklarını ( melekler ) sembolize eden bir kelimedir. Kur'an'da "Yıldız" anlamına gelen "Kevkeb" ve "Necm" kelimeleri ve "Kıvılcım" anlamına gelen "Şihab" kelimesi bu sembolizmi de yansıtacak şekilde yer almaktadır. Saffat suresinin aşağıdaki ayetlerinde "Kevakib" ( Yıldızlar ) ve "Şihab" ( Kıvılcım ) kelimeleri, üst süptil boyutlardan kaba madde boyutu dünyaya girmek / tesir iletmek isteyen negatif frekanslı varlıkları ( cinler* ) engellemeye ve insanları korumaya çalışan vazifelileri ( melekler ) temsil etmektedir.

( * Cinler de ( Görünmeyenler ) melekler gibi süptil ( bedensiz ) varlıklardır ancak negatif frekans yaymaktadırlar. )

37/6 İnna zeyyennes SEMAED DUNYA bi zinetinil KEVAKİB

( Kesinlikle biz en YAKIN GÖĞÜ YILDIZ süsüyle süsledik. )

37/7 Ve HİFZAN min kulli şeytanin marid

( Ve tüm inatçı azgın şeytanlardan KORUDUK. ) 

37/10 İlla men hatfel hatfete fe etbeahu ŞİHABUN sakib

( Kaptığını kapanlar haricinde. Artık onu delip geçen KIVILCIM takip eder. )

Cinn suresinin aşağıdaki ayetlerinde de üst süptil boyuttan dünyaya girmek / tesir iletmek isteyen cinlerin, melekler tarafından engellenmeye çalışıldıkları bildirilmektedir. Ayetteki "Haresen şedid" ( Kuvvetli bekçiler ) ve "Şuhuben" ( Kıvılcımlar ) kelimeleri melekleri simgelemektedir.

72/8 Ve enna lemesnes semae fe vecednaha muliet HARESEN şediden ve ŞUHUBEN

( Ve kesinlikle biz göğe dokunduk da onu şiddetli BEKÇİLER ve KIVILCIMLARLA doldurulmuş bulduk. )

72/9 Ve enna kunna nak'udu minha meka'ide lis sem'i fe men yestemi'il ane yecid lehu ŞİHABEN resaden

( Ve kesinlikle biz orada oturma yerlerinde duymak için oturmaktaydık. Artık şimdi kim duyarsa, ona gözetleyen KIVILCIM bulur. ) 

Necm ( Yıldız ) suresinin aşağıdaki ayet 53/1 Ven NECMİ iza heva ( Ve YILDIZ aşağı indiğinde. )

53/7 Ve huve bil ufukil a'la ( Ve o en yüksek ufuktadır. )

53/8 Summe dena fe tedella ( Sonra yaklaştı da sarktı. ) 

53/9 Fe kane kabe kavseyni ev edna ( Artık mesafesi iki yay kadar veya daha yakındı. ) 

53/10 Fe EVHA ila abdihi ma EVHA ( Böylece kuluna o VAHYETTİĞİNİ VAHYETTİ. )

Yusuf suresinin aşağıdaki ayetlerinde bahsedilen "Onbir yıldız" ifadesi melekleri de temsil etmektedir. Ayette "meleklerin Adem'e secde etmesi" misaline benzer bir durum tasvir edilmektedir.

12/4 İz kale yusufu li ebihi ya ebeti inni raeytu EHADE AŞERA KEVKEBEN veş şemse vel kamera raeytuhum li SACİDİN

( Zamanında Yusuf babasına "Ey babam, kesinlikle ben ONBİR YILDIZ, Güneş ve Ay gördüm. Onları benim için YERE KAPANIRLARKEN gördüm." dedi. )

İncil'in aşağıdaki ayetinde de "Mesih İsa'nın yıldızı" ifadesi yer almaktadır.

40 Matthew 2-2 şöyle dediler: "Yahudiler'in Kralı olarak doğan çocuk nerede? Doğuda O'NUN YILDIZINI gördük ve O'na tapınmaya geldik."

Astroloji ( Astr ( Yıldız ); Logy ( Bilim ) ... Yıldızbilim ) ilmi de insanın, "yıldızlar" ile daha doğrusu frekans iletisi yapan kaynak varlıklar ile iletişimini inceleyen bilim alanıdır.

İngilizce'deki "Star" ve Almanca'daki "Stern" kelimeleri ile Arapça'daki "Sitra" ( Örtü ) kelimesi ortak STR köküne sahiptirler. Yıldızlar gezegenler ve içindeki varlıklar için "örtü", "koruma" niteliğindedirler.

Kehf suresinin 90. ayetinde "Şems" ( Güneş ) kelimesinin "Sitra" ( Örtü ) kelimesiyle birlikte yer alması soz konusu anlam ilişkisine de dikkat çekmektedir.

18/90 Hatta iza belağa matliaş ŞEMSİ vecedeha tatluu ala kavmin lem nec'al lehum min duniha SİTRA

( Nihayet GÜNEŞ'in doğduğu yere ulaştığında, onu, kendilerine ondan başka ÖRTÜ oluşturmadığımız kavmin üzerine doğarken buldu. )

Meşhur "Star Wars" ( Yıldız Savaşları ) film serisinin ismi de batinen pozitif ve negatif frekanslı varlıkların ( melekler ve cinler ) savaşını tanımlıyordu.

Ve bugün, 22.07.2021 tarihinde zalimlere karşı esprileriyle savaş açmış değerli bir komedi sanatçısı olan Turgay YILDIZ vefat etmiş ve yeni döngüsüne başlamıştır. Yıldız'ın vefatındaki 11 nümerolojisi de dikkat çekmektedir.

- 22 Temmuz ... 2+2+7 = 11

- Sanatçı 56 yaşında vefat etmiştir. 5+6 = 11

Tuesday, July 20, 2021

Bilgi sofrasındaki Bayram

Arapça "Ekl" ( Yemek ) kelimesi ile "Akl" ( Akletmek, İdrak etmek ) kelimeleri fonetik benzerlik arzetmekte olup, bu benzerlik diğer birçok kelimede olduğu gibi ortak kök ve anlam ilişkisine dayanmaktadır. Zira her iki kelimede "KL" köküne sahiptir.

Kutsal kitaplarda "Ekl" ( Yemek ) fiilinin batini olarak "Akletmek, İdrak etmek, Anlamak, İçselleştirmek" anlamını yansıttığı görülmektedir. "Yemek" fiili maddi ( fiziki ) olarak "Bedenin içine gıdanın alınması" eylemini, "Akletmek" fiili ise manevi olarak "Zihne, akla bilginin alınması"* eylemini tanımlamaktadır. ( Konuşma dilindeki "Aklı almak", "Aklında tutmak", "Aklına koymak" gibi ifadeler bir anlamda "Bilginin yenmesi" eylemini tanımlamakta gibidir. )

* Ayetlerde ilahi kozmik bilgilerin akledilmesi olgusu bilginin "Kalbe indirilmesi" ifadesiyle ifade edilmektedir. Zira kalp, ruhu / bilinci temsil etmektedir. Aşagıdaki ayetlerde "bilginin kalp ile alınması" ve "kalbin ilahi bilgiyle tatmin olması" kavramları yer almaktadır.

26/193 NEZELE bihir ruhul emin

( Onu güvenilir ruh İNDİRDİ. )

26/194 Ala KALBİke li tekune minel munzirin 

( Uyarıcılardan olman için senin KALBİNE, ) 

13/28 Ellezine amenu ve tatmeinu kulubuhum bi zikrillah e la Bİ ZİKRİLLAHİ TATMEİNUL KULUB

( Onlar inanırlar ve kalpleri, Allah' ın hatırlanması ile tatmin olur. İyi bilin ki, KALPLER ALLAH'IN HATIRLANMASI İLE TATMİN OLUR. )

Arapça'daki "Âkil" kelimesi hem "Yiyen" hem de "Akleden, İdrak eden" anlamlarını taşımaktadır.

Maide ( Sofras ) suresinin 112. ayetinde havarilerinin, "kalplerini tatmin etmek için" Mesih İsa'dan gökten indirilmesini talep ettikleri "Maide" ( Sofra ) esasen hidayet kaynağı olan ilahi kozmik bilgilerdir. Bir başka deyişle havarileri Mesih İsa'dan "Bilgi sofrası" talep etmişlerdir. Mesih İsa bu bilgi sofrasını "Bayram" olarak nitelemiştir. Zira ayetlerde ifade edildiği üzere gerçek "Bayram", ilahi kozmik bilgilerle ve Allah bilinciyle tatmin olmaktır.

5/112 İz kalel havariyyune ya iysebne meryeme hel yestetiy'u rabbuke en yunezzile aleyna MAİDETEN MİNES SEMA" kalettekullahe in kuntum mu'minin

( Havariler " Ey Meryemoğlu İsa, Rab’binin bize GÖKTEN SOFRA indirmeye istidatı olur mu?" dediler. "İnananlarsanız Allah’tan sakının." dedi. )

5/113 Kalu nuridu en NE'KULE minha ve TATMEİNNE KULUBENA ve NA'LEME en kad sadaktena ve nekune aleyha mineş şahidin

( "Ondan YEMEYİ ve KALPLERİMİZİ TATMİN ETMEYİ ve senin bize doğru söylediğini BİLMEYİ ve onun üzerine şahitlerden olmayı istiyoruz." dediler. )

5/114 Kale iysebnu meryemellahumme rabbena enzil aleyna MAİDETEN* MİNES SEMAİ tekunu lena İYDEN* li evvelina ve ahirina ve ayeten mink verzukna ve ente hayrir razikin 

( Meryemoğlu İsa "Allah' ım, Rab’bimiz, bizim üzerimize GÖKTEN SOFRA* indir de bize, bizden evvelkilere ve sonrakilere BAYRAM* ve senden ayet olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın." dedi. )

5/115 Kalellahu inni munezziluha aleykum fe men yekfur ba'du minkum fe inni uazzibuhu azaben la uazzibuhu ehaden minel alemin 

( Allah "Kesinlikle ben onu üzerinize indireceğim. Fakat sonra sizden kim inkar ederse, kesinlikle ben ona alemlerden hiçbirine etmediğim azapla azap ederim." dedi. )

* "Maide" ( Sofra, Ziyafet ) kelimesinin kökünde "İyd" ( Bayram ) kelimesi bulunmakta olup, "Maide" kelimesi kök olarak "Bayram vesilesi olan" anlamını taşımaktadır. "İyd" kelimesiyle İngilizce'deki "Eat" ( Yemek ) kelimesi arasında bu bağlamda bir anlam ilişkisi olması da kuvvetle muhtemeldir.

"Maide" kelimesi Kur'an'da sadece 5/112 ve 5/114 kodlu ayetlerde geçmektedir. Ayet kodlarının nümerolojik değerlerinin sırasıyla 9 ve 11 olması "9/11" ve "11" nümerolojisi açısından dikkat çekmektedir. Bu sayılar farklı boyuta ( gökte ) açılan kapıyı sembolize etmekte olup, ayetteki "Enzile maideten mines sema" ( Gökten sofra indirilmesi ) kavramıyla uyumludur. Ayrıca "Maide" kelimesinin bu ayetlerdeki sıra numarası sırasıyla 8 ve 11'dir. Her iki sayı da yeni döngü başlangıcının, düalitenin ve döngünün nümerik sembolleridir.

5/112 5/112 İz (1) kale (2) el (3) havariyyune (4) ya (5) is (6) ibne (7) meryeme (8) hel (9) yesteti'u (10) rabbu (11) ke (12) en (13) yunezzile (14) aley (15) na (16) MAİDETEN (17) .....

5/114 Kale (1) is (2) ibnu (3) meryeme (4) allahumme (5) rabbe (6) na (7) enzil (8) aley (9) na (10) MAİDETEN (11) .....

Hz. Adem ve eşinin "yasak ağaçtan yemeleri" ifadesi de esasen "sakıncalı bir bilginin edinilmesi" anlamını içermektedir. ( Bu ifade, "cinlerin soyağacına yaklaşma / cinler ile temasta bulunma" anlamını da içermektedir. ) Zira ayette, yeme eylemi akabinde bir bilinç ve idrak değişikliği ( ayıpların algılanması ) olduğu bildirilmektedir.

20/121 Fe EKELA minha fe BEDET LEHUMA SEV'ATEHUMA ve tafika yahsifani aleyhima min verakil cenneti ve asa ademu rabbehu fe ğava

( Ondan YEDİLER DE AYIPLARI ONLARA ORTAYA AÇIĞA ÇIKTI. Bahçenin yapraklarından üzerlerine örtüp yamamaya başladılar. Adem Rab’bine isyan etti de şaşırdı. )

Tevrat'ta da, "Yemek" fiilinin, "bilginin akledilmesi, idraki" anlamında yer aldığı ayetler bulunmaktadır.

26 Ezekiel 2-8Sen, ey insanoğlu, sana söyleyeceğimi dinle! Bu başkaldıran halk gibi asi olma! AĞZINI AÇ, SANA VERECEĞİMİ YE!" 

26 Ezekiel 2-9 Baktım, bana doğru uzanmış bir el gördüm; içinde TOMAR HALİNDE BİR KİTAP vardı.

26 Ezekiel 2-10 TOMARI önümde açtı, her iki yanı da yazılıydı. Orada ağıtlar, iniltiler, figanlar YAZILIYDI.

26 Ezekiel 3-1 Bana, "Ey insanoğlu, sana verileni YE. Bu TOMARI YEDIKTEN sonra git, İsrail halkına seslen" dedi.

26 Ezekiel 3-2 Böylece ağzımı açtım, YEMEM için TOMARI bana verdi.

26 Ezekiel 3-3 Bana, "Ey insanoğlu, sana verdiğim TOMARI YE, mideni onunla doldur" dedi. Bunun üzerine TOMARI YEDİM. Bal gibi tatlı geldi bana.

26 Ezekiel 3-4 Sonra şöyle dedi: "Ey insanoğlu, İsrail halkına git, onlara sözlerimi ilet.

Monday, July 19, 2021

Mithras Tapınağı ve şeytanı kadın addedenler... 

Kaos, kan ve gözyaşından beslenen müşrik inkârcı zalimler negatif şeytani frekansı "kadın" kelimesiyle özdeşleştirmişlerdir. Binlerce yıldır ilah edindikleri şeytanları ( negatif frekanslı süptil boyut varlıkları ) hep kadın isimleriyle tanımlamışlar ve onlar için kan ve adak ritüelleri düzenlemişlerdir. Bu fenomen Nisa suresindeki ayetlerde bildirilmektedir.

4/116 İnnellahe la yağfiru en YUŞRAKE bihi ve yağfiru ma dune zalike li men yeşa ve men yuşrik billahi fe kad dalle dalalen beiyda

( Kesinlikle Allah, O’na ORTAK KOŞULMASINI affetmez. Bunun haricindekini dilediği kimse için affeder. Allah’a ortak koşan kimse, uzak, derin sapıklığa sapmıştır. )

4/117 İn YED'UNE* min dunihi illa İNASA ve in YED'UNE illa ŞEYTANEN MERİDA

( Kesinlikle onlar, O’nun haricinde ancak KADINLARI ÇAĞIRIRLAR. Kesinlikle ancak asi inatçı ŞEYTANI ÇAĞIRIRLAR. )

* "Yed'une" ( Çağırırlar ) fiilinin kökü "Da / De'a" ( Çağırmak ) veya Türkçe telâffuzla "Dua" kelimesidir. Ayetteki "Kadın" kelimesi cinsiyet ve uluhiyet ( ilahlık ) atfedilen varlıkları tanımlamaktadır.

Necm suresinin 27. ayetinde de "Meleklere kadın ismi verilmesi" hususu yer alır. Mısır mitolojisinde ve diğer pagan kültürlerde ilah addedilen karakterler "sakit melekler / düşmüş melekler" olarak anılan negatif frekanslı süptil boyut varlıklarıdır.

53/27 İnnellezine la yu'minune bil ahirati le YUSEMMUNEL MELAİKET TESMİYETEL UNSA

( Kesinlikle o ahirete inanmayanlar, MELEKLERİ KADIN İSİMLERİYLE İSİMLENDİRİYORLAR. )

Şeytani frekansın kadınsal temsili olan ve genelde Lucifer ( Işık getiren ) olarak anılan karakterin farklı pagan kültürlerdeki diğer isimleri ise şöyledir. Ishtar, Kybele, Aphrodite, Semiramis, Isis, Shiva, MITHRAS .... Esasen bu isimlerin hepsi, Allah'a ortak ( şirk ) koşularak ve "kadın" niteliği atfedilerek ilahlaştırılmış aynı negatif şeytani frekansın farklı coğrafyalardaki  temsilidir.

ABD'de ve Fransa'da yer alan ve "Özgürlük Heykeli" olarak bilinen heykel de, bir elinde meşale, bir elinde kitap tutan bir kadını betimlemek suretiyle esasen pagan bir sembol olup Lucifer'i ( Mithras ) temsil etmektedir. Heykel, okült ezoterik anlamı itibarıyla şeytanın insana ışığı ve ilmi getirmesini ve böylelikle onu, sözde içine hapsedildiği cennetten kovdurarak özgürlüğüne kavuşturmasını simgelemektedir.

Yukarıda anılan isimlerden biri de bahsedildigi üzere "Mithras"'tır.

Mithras = Mistress ( İng. ) = Maîtresse ( Fra. ) = Mätresse ( Alm. ) = Partner, Sevgili, Öğretmen, Mürebbiye ( "Rab" kökündendir )

Bu kelime ezoterik okültizmde islâmi kültürdeki "Veli" ( Dost, Hami ) kelimesinin muadili olarak kullanılmaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere "Mithras" Babil Fahişesi "Ishtar"'ın bir başka ismidir. Türkçe'deki "Metres" kelimesi de "Maîtresse" ( Fra. ) kelimesinin Türkçe harfler ile yazılmış halidir. "Metres / Mithras" kelimesinin erkeğin eşine "ortak koştuğu" kadın partner anlamında kullanılması ezoterik manada Rab'be ortak koşulan ( şirk koşulan ) varlık kavramıyla uyum arzetmektedir.

Satanik pagan kültürde Mithras, Güneş Tanrıçası'na verilen isimdir. Güneş pagan kültürde ateşi yani şeytanı simgelemektedir. Güneşe tapınma fenomeni Neml suresinin 24. ayetinde bildirilmektedir.

27/24 Vecedtuha ve kavmeha YESCUDUNE LİŞ ŞEMSİ min dunillahi ve zeyyene lehumuş ŞEYTANU a'malehum fe saddehum anis sebili fe hum la yehtedun

( Ve onu ve kavmini Allah’tan başka GÜNEŞ İÇİN YERE KAPANIRLARKEN buldum. ŞEYTAN yaptıklarını onlara süslü kıldı da onları yoldan döndürdü. Artık onlar yönlenemezler. )

Diyarbakır'da yer alan ve 1800 yıllık olduğu belirtilen ve bir yüksek frekans hattı üzerindeki bir portal niteliğinde olması muhtemel Zerzevan Kalesi'nin altında Mithras Tapınağı bulunmaktadır. 

Mithras Tapınağı / Diyarbakır

Basında, bazı küresel elitlerin toplu ritüel icra etmek amacıyla bu tapınağa geldiklerine yönelik haberler yer almıştır. Zira satanizmin tutsağı durumundaki şirketler sahibi küresel elit aileler, insanlığı tam tahakküm altına alabilmek ve daha da köleleştirebilmek için kurguladıkları tuzakların başarılı olması arzusuyla bu tip tapınaklarda ayinler ve adak ritüelleri düzenlemektedirler. Bu ritüellerde adak olarak kullanılanların "ne"! oldukları da mechuldur. 

Londra'da da "London Mithraeum" veya "Temple of Mithras" ( Mitras Tapınağı ) bulunmakta olup, bu tapınak "Rothschild Ancestral London Home" ve "Bank of England" civarındadır. 

London Mithraeum


Sunday, July 18, 2021

Phobia, Paranoia ve Schizophrenia

Bölüm başlığında yer alan üç kavram da "Korku" frekansı ile ilintilidir. 

Phobia ;

Phobia, herhangi bir unsuru tehdit olarak algılayıp korkma haline verilen isimdir. "Phobia" kelimesi Yunanca "Korku" anlamına gelmektedir.

Phobia pasif nitelikli bir sendrom olup hastanın sadece kendisini etkiler.

Paranoia ;

Paranoia'nın özünde de herhangi bir unsuru tehdit olarak algılayıp korkma yer alır. Ancak bu sendromda hasta, korkusunun sebebi olarak algıladığı unsuru yoketmek üzere eyleme geçer. Dolayısıyla delüzyon ( yanılgı ) tesirindeki paranoyakların başkalarına zarar verme potansiyelleri bulunmaktadır.

Para ( Karşıt, Düzensizleştiren ) + Noia ( Zihin ) ... Paranoia ( Karşıt Zihin / Karşıt Bilinç )

Munafikun suresinin 4. ayetinde inananlara düşman olan paranoyak nitelikli inkârcı müşriklerin "korkaklıklarından" ve saldırganlıklarından bahsedilmektedir.

63/4 Ve iza reeytehum tu’cibuke ecsamuhum ve in yekulu tesma’ li kavlihim ke ennehum huşubun musennedeh YAHSEBUNE KULLE SAYHATİN ALEYHİM humul aduvvu FAHZERHUM katelehumullahu enna yu’fekun

( Ve onları gördüğünde cisimlerinden hoşlanırsın. Eğer konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Kesinlikle onlar yaslanmış keresteler gibidirler. HER ÇIĞLIĞI ÜZERLERİNE SANARLAR. Onlar düşmanlardır. ONLARDAN ÇEKİN, KORUN. Allah onları öldürsün. Nasıl da döndürülüyorlar. )

Tevbe ve Şura surelerinin aşağıdaki ayetlerinde ikiyüzlülerin ve zalimlerin paranoyalarından bahsedilmektedir.

9/64 YAHZERUL MUNAFİKUNE en tunezzele aleyhim suratun tunebbiuhum bima fi kulubihim kulistehziu innellahe muhricum ma tahzerun

( İKİYÜZLÜLER, o kalplerinin içinde olanı onlara haber veren surenin üzerlerine inmesinden KORKARLAR. De ki: "Alay edin, kesinlikle Allah o korktuğunuzu çıkarandır." )

42/22 Teraz ZALİMİNE MUŞFİKİNE min ma kesebu ve huve vakiun bihim vellezine amenu ve amilus salihati fi ravdatil cennat lehum ma yeşaune inde rabbihim zalike huvel fadlul kebir

( ZALİMLERİ o kazandıklarından KORKARLARKEN görürsün. O onlara vaki olur. O inananlar ve iyilikler yapanlar cennet bahçeleri içindedirler. Rab’lerinin indinde ne dilerlerse onlaradır. İşte bu, o büyük üstünlüktür lütuftur. )

Küresel şeytanların insanlığı tam tahakküm altına alabilmek için asırlardır çabalamaları esasen ne denli paranoyak bir yapıya sahip olduklarını, insandan ve insanın tekâmülünden ne kadar korktuklarını ispat eden bir delil niteliğindedir.

Schizophrenia ( Şizofreni ) ;

Schizo ( Kesilme, Yarılma ) + Phrenia ( Zihin, Bilinç, Kalp ) .... "Zihin Bölünmesi / Bilinç Bölünmesi"

Schizophrenia, farklı zihin durumlarını kontrolsüz olarak aynı bedende deneyimleme, aynı bedende farklı hayatlar yaşama veya farklı frekanslarda gidip gelme olarak tanımlanabilir.

"Phrenia" kelimesinin "Kalp" anlamına da gelmesi "Ruh, Bilinç" kelimeleriyle uyumlu bir durum arzetmektedir. Zira Kur'an'da "Ruh" ve "Bilinç" kelimeleri "Kalp" kelimesi ile de temsil edilmektedir. ( Bu hususa evvelki bölümlerde defaatle değinilmiştir. ) Dolayısıyla Şizofreni "Kalp Bölünmesi / Ruh Bölünmesi" anlamına da gelmektedir.

Ahzab suresinin 4. ayetindeki "Kalbeyni" ( İki Kalp ) ifadesinin ayetin içeriğinden daha derin anlamları da bulunmakta gibidir. Bu anlamlardan biri "Kalp Bölünmesi"'ne yani Şizofreniye işaret ediyor olabilir. Zira Kur'an'da bir ayet içinde ayetin içeriğinden bağımsız görünen / olan ifadeler yer alabilmektedir. Ayrıca ayetlerde "tersten" verilen mesajlar da bulunmaktadır.

33/4 Ma cealellahu li raculin min KALBEYNİ fi cevfih ve ma ceale ezvacekumullai tuzahirune minhunne ummehatikum ... 

( Allah erkek için çukurun boşluğunda İKİ KALP oluşturmadı. Kendilerinden eş yaptığınız eşlerinizi anneleriniz kılmadı. ... )

Esasen ayet incelendiğinde, ayette iki farklı algıdan bahsedildiği de görülmektedir. 

Kur'an'da geçen "Kalplerinde hastalık bulunanlar" ifadesi de bir anlamda şizofrenik sendrom arzeden inkârcı müşriklere işaret etmektedir.

8/49 İz yekulul munafikune vellezine Fİ KULUBİHİM MERADUN ğarra haulai dinuhum ve men yetevekkel alellahi fe innellahe azizun hakim

( Zamanında ikiyüzlüler ve o KALPLERİNDE HASTALIK BULUNANLAR, "Şunları dinleri aldattı." diyorlardı. Kim Allah’a dayanıp sığınırsa, kesinlikle Allah yücedir hakimdir. )  

Şizofreni vakalarında hastaların bölünmüş bilinçlerinde korku frekansının varlığına da sık rastlanmaktadır.

İlahi koruma

Kutsal kitaplarda "ilahi koruma" temasının işlendiği ayetlerde, ilahi nizamın varlıklar üzerindeki "koruma" mekanizmasından bahsedilmektedir. Bu bağlamda "koruma" kavramı yüksek frekans iletisi vasıtasıyla kaba madde planı dünyadaki bir varlığın maruz kaldığı yoğun düşük frekanslardan etkilenmemesi anlamına gelmektedir.

"Koruma" kavramı Tevrat'taki "Mezmurlar"* ( İlahiler, Terennümle okunan ilahi ve münâcat ) ayetlerde "Gölge", "Kale", "Kanatlar, "Sığınak, "Konut", "Kalkan", "Siper", "Kurtarma", "Meleklerin taşıyarak koruması"  gibi kelimelerle tasvir edilmiştir. Ayrıca Mezmurlar bölümünde özellikle "Hastalıklara" vurgu yapılması güncel Coronavirus pandemisi açısından da dikkat çekmektedir.

( * "Mezmur" kelimesi "Zemr" ( Düdük çalmak ) kökünden türemiş bir sıfattır. Mezmurlar, Allah'a yakarışları içeren Tevrat'ın etkileyici bir bölümü, Hz. Davud'a inen bölümüdür. )

19 Mezmurlar 91-1 Yüceler Yücesi'nin barınağında oturan, Her Şeye Gücü Yeten'in GÖLGESİNDE barınır.

19 Mezmurlar 91-2 "O benim sığınağım, kalemdir" derim RAB için, "Tanrım'dır, O'na güvenirim."

19 Mezmurlar 91-3 Çünkü O seni avcı tuzağından, ÖLÜMCÜL HASTALIKTAN KURTARIR.

19 Mezmurlar 91-4 Seni kanatlarının altına alır, Onların altına sığınırsın. O'nun sadakati senin kalkanın, siperin olur.

19 Mezmurlar 91-5 Ne gecenin dehşetinden korkarsın, Ne gündüz uçan oktan, Ne karanlıkta dolaşan HASTALIKTAN, Ne de öğleyin yok eden KIRGINDAN.

19 Mezmurlar 91-6

19 Mezmurlar 91-7 YANINDA BİN KİŞİ KIRILSA BİLE SANA DOKUNMAZ.

19 Mezmurlar 91-8 Sen yalnız kendi gözlerinle seyredecek, Kötülerin cezasını göreceksin.

19 Mezmurlar 91-9 Sen RAB'bi kendine SIĞINAK, Yüceler Yücesi'ni KONUT  edindiğin için,

19 Mezmurlar 91-10 Başına kötülük gelmeyecek, Çadırına felaket yaklaşmayacak.  

19 Mezmurlar 91-11 Çünkü Tanrı MELEKLERİNE buyruk verecek, Gideceğin her yerde seni KORUSUNLAR DİYE.

19 Mezmurlar 91-12 ELLERİ ÜZERİNDE TAŞIYACAKLAR SENİ, Ayağın bir taşa çarpmasın diye.

19 Mezmurlar 91-13 Aslanın, ejderhanın üzerine basıp geçeceksin, Genç aslanı, yılanı çiğneyeceksin.

19 Mezmurlar 91-14 "Beni sevdiği için Onu kurtaracağım" diyor RAB, "Beni iyi tanıdığı için Ona kale olacağım.

19 Mezmurlar 91-15 Bana seslenince onu yanıtlayacağım, Sıkıntıda onun yanında olacağım, Kurtarıp yücelteceğim onu. 19 Mezmurlar

91-16 Onu UZUN ÖMÜRLE DOYURACAK ömürle, Ona kurtarışımı göstereceğim." 

"Koruma" ve "Kurtarma" kavramları Kur'an'da da "Zilal" ( Gölgelikler ) ifadesi ile tasvir edilmekte, kaba madde planı dünyadaki negatif düşük frekanslar da "Azabel cehiym" ( Cehennem azabı ) ve "Azaben nar" ( Ateş azabı ), "Azabes semum" ( Semum azabı ) ifadeleriyle zikredilmektedir. 

Ayrıca bkz.

https://kuranilmi.blogspot.com/2021/01/naris-semum-ve-ikili-yedi.html

52/18 Fakihine bima atahum rabbuhum ve VEKAHUM rabbuhum AZABEL CEHİM

( Rab’lerinin onlara o verdiğinden dolayı sevinirler. Rab’leri onları CEHENNEM AZABINDAN KORUR. )

52/27 Fe mennellahu aleyna ve VEKANA AZABES SEMUM

( Böylece Allah üzerimize nimet verdi ve bizi İÇE İŞLEYEN ZEHİRLİ ATEŞ AZABINDAN KORUDU. ) 

2/201 Ve minhum men yekulu rabbena atina fid dunya haseneten ve fil ahirati haseneten ve KİNA AZABEN NAR

( Ve onlardan kimi "Rab’bimiz bize dünyada güzellik ve ahirette güzellik ver ve bizi ATEŞ AZABINDAN KORU." der. )

77/41 İnnel muttekine fi ZİLALİN ve uyun 

( Kesinlikle sakınanlar GÖLGELERİN ve pınarların içindedirler. )

39/61 Ve YUNECCİllahullezinettekav bi mefazetihim la YEMESSUHUMUS SUU ve la hum yahzenun

( Ve Allah o sakınanları başarılarından dolayı KURTARIR.  Onlara KÖTÜLÜK DOKUNMAZ ve onlar hüzünlenmezler. )

Friday, July 16, 2021

Sonsuzluğun anahtarı daimi "Amel"

"Zaman nasıl da geçmiş."
"Zaman su gibi akıp gitmiş."
"O kadar dalmışız ki zamanın nasıl geçtiğini farketmemişiz." 
......
......

Bu söylemlerin içeriğine dikkat edildiğinde sözü söyleyenin hep bir "meşguliyet" için de olduğu, bu meşguliyete kendisini kaptırdığı, kendisini ilgili çalışmaya odakladığı ve böylelikle zaman algısını kaybettiği, zaman kavramını unuttuğu görülmektedir.

İlahi nizamın özünde "Çalışmak, Yapmak" yani "Amel" bulunmaktadır. Kur'an'da sıkça yer alan "Ellezine amenu ve AMİLUS salihati" ( O inananlar ve iyilikler YAPANLAR ) ifadesi, yaratılıştaki tüm varlıkların sonsuz tekamül ihtiyaçları doğrultusunda "diğer varlıklar için" özverili bir şekilde hiç durmadan çalışmaları gerektiğine vurgu yapmaktadır.

Bakara suresinin 82. ayetinde "ebediyet" ( sonsuzluk ) olgusuna ancak "iyilik yoluna çalışanlar" yani "iyilik yapanların" kavuşacağı bildirilmektedir.

2/82 Vellezine amenu ve AMİLUS SALİHATİ ulaike ashabul cenneh hum fiha halidun

( O inananlar ve İYİLİKLER YAPANLAR, işte onlar cennetin sahipleridirler onlar onun içinde ebedidirler.  )

Bir varlığın statik, atıl, eylemsiz bir hal içinde yani sadece kendi ruhsal veya maddesel varlığını daim kılmak üzere eylemde bulunduğu bir sonsuzluk kavramının o varlık için, sonsuzluk içinde "yok" hükmünde olmaktan ileri gidemeyeceği aşikardır. 

41/38 Fe inistekberu fellezine inde rabbike yusebbihune lehu bil leyli ven nehari ve HUM LA YEZ'EMUN

( Eğer kibirlenirlerse, o Rab’binin indinde olanlar, gece ve gündüz O’na övgü sözleri söylerler. ONLAR USANMAZLAR. )

2/139 Kul etuhaccunena fillahi ve huve rabbuna ve rabbukum ve lena a'maluna ve lekum a'malukum ve nahnu lehu muhlisun

( De ki: "O Rab’bimiz ve Rab’binizken Allah hakkında bizimle tartışıp mücadele mi edeceksiniz? Bize çalışmalarımız ve size çalışmalarınız ve bizler O'na samimileriz." )

21/19 Ve lehu men fis semavati vel ard ve men indehu la yestekbirune an ibadetihi ve LA YESTAHSİRUN

( Ve göklerin ve yerin içindeki kimseler O’nadır. O indindeki kimseler O’na kulluklarında kibirlenmezler ve YORULMAZLAR. )

Hz. Süleyman'ın yanında yer alan salih kulların durumları Sebe suresinin 13. ayetinde yine "Amel" ( Çalışmak ) kelimesiyle bildirilmektedir. 

34/13 Ya'melune lehu ma yeşau min meharibe ve temasile ve cifanin kel cevabi ve kudurir rasiyat İ2MELU ALE DAVUDE ŞUKRA ve kalilun min ibadiyeş şekur

( Ona mihrablardan, timsallerden resimlerden heykellerden, havuzlar gibi çanaklardan ve sabit çömleklerden ne dilerse yaparlardı. ŞÜKREDEREK ÇALIŞIN DAVUD AİLESİ. Kullarımdan çok azı şükreder. )

Dolayısıyla, sonsuzluk olgusunu yüksek idrak ile deneyimleyebilmenin yegane yolu Allah yolunda çalışmak ve bu çalışmanın sağladığı ilahi mutluluğu hissedebilmektir. İşte ancak o noktada bir varlık "sonsuz mutluluk" denen kavramı algılayabilecektir. Karia suresinin 7. ayetinde bahsedilen "İyşetir radiyeh" ( Hoşnut hayat ) kavramı bu hususa ışık tutmakta gibidir.

101/7 Fe huve fi iyşetir radiyeh ( Böylece o hoşnut eden hayatın içindedir. )

Ankebut suresinin 58. ayetindeki "Ecrul amilin" ( Çalışanların ödülü ) ifadesinin "Cennet" ve "Halidin" ( Ebediler, Sonsuzlar ) kelimeleriyle birlikte yer alması da bu bağlamda önemli bir mesaj niteliğindedir.

29/58 Vellezine amenu ve amilus salihati le nubevviennehum minel CENNETİ ğurafen tecri min tahtihel enharu HALİDİNE fiha ni'me ECRUL AMİLİN

( Ve o inananlar ve iyilikler yapanlar, kesinlikle onları, içinde EBEDİ olacakları, altlarından nehirler akan, CENNETİN büyük yüksek köşklerine yerleştireceğiz. ÇALIŞANLARIN, YAPANLARIN ÖDÜLÜ ne güzeldir. )







Ellerin doğrudan veya dolaylı dokunuşu...

Kader mekanizmasının ve din gününün yegâne maliki Allahü Teala varlıkların ruhsal tekâmüllerine vesile olacak darlığı - genişliği, huzuru - azabı, iyiliği - kötülüğü daima belirli bir ilahi plan kapsamında, ölçüyle* bahşetmekte ve kullarıni sınamaktadır.

( * "Kader" kelimesi özünde zaten "Ölçü" anlamını taşımaktadır. "Mikdar" ( Ölçülenmiş, Ölçülendirme ) kelimesi de yine KDR kökünden türemiş bir kelimedir. ) 

Varlıkların kaderlerini oluşturan ve onlara tekamül vesilesi olacak bu deneyimlerin ya "doğrudan" Rab'den, Rab'bin indinden iletilen asli tesirler vasıtasıyla ya da vazifeli varlıklar ( haberciler, resuller ) ve diğer varlıklar** vasıtasıyla "dolaylı" olarak vuku bulduğu Tevbe, Fetih ve İsra surelerinin aşağıdaki ayetlerinde bildirilmektedir. Ayetlerde yer alan "Eydina" ( Ellerimiz ) ve "Yedullah" ( Allah'ın eli ) ifadeleri muteşabih ( benzeşik, sembolik ) niteliğe sahip olup, üst boyutlardan iletilen ilahi kozmk frekansları temsil etmektedir.

( * Varlık kelimesi insan, cin vb. gibi geniş kapsama sahiptir. )

9/52 Kul hel terabbesune bina illa ihdel husneyeyn ve nahnu neterabbesu bikum en YUSİBEKUMULLAHU Bİ AZABİN MİN İNDİHİ EV Bİ EYDİNA fe terabbesu inna meakum muterabbisun

( De ki: "Siz bizde iki güzelliğin birinden başkasını mı gözetirsiniz? Biz ise ALLAH'IN SİZE İNDİNDEN VEYA BİZİM ELLERİMİZLE AZAP İSABET ettirmesini gözetiyoruz. O halde gözetleyin, kesinlikle biz de sizinle birlikte gözetleyenlerdeniz."

Aşağıdaki ayette Allahü Teala'nın inanan ve iyilikler yapan "bağlı" kullarına daima yönlendirici pozitif frekansları ilettiği, bahşettiği bildirilmektedir.

48/10 İnnellezine yubayiuneke innema yubayiunellah YEDULLAHİ FEVKA EYDİHİM fe men nekese fe innema yenkusu ala nefsih ve men evfa bima ahede aleyhullahe fe se yu'tihi ecran azima

( Kesinlikle o sana bağlılıklarını beyan edenler, Allah’a  bağlılıklarını beyan ederler. ALLAH'IN ELİ ELLERİNİN ÜSTÜNDEDİR. O halde kim yeminini bozarsa, yeminini nefsine bozar. Kim Allah üzerine olan ahde vefa ederse, artık ona büyük ödül verecektir. 

Aşağıdaki ayette kaderin, Allah'ın izni ve rızasıyla, vazifeli varlıkların ( melekler ) insanlara veya cinlere emir frekansı iletmesi ve onların da icraatta bulunmaları vasıtasıyla gerçekleştiği bildirilmektedir.

17/16 Ve İZA ERADNA EN NUHLİKE KARYETEN EMARNA MUTRAFIHA fe fesku fiha fe hakka aleyhel kavlu fe demmernaha tedmira

( Ve ŞEHRİ HELAK ETMEYİ İSTERSEK, ORADAKİ REFAH ŞIMARIKLARINA EMREDERİZ DE orada kan döküp öldürürler. Artık onların üzerine söz gerçek olur da orayı yıkıp mahvederiz. )


Thursday, July 15, 2021

Bir kitap basıldı, bir tesir yayıldı. 

Deneysel Ruhçuluk'un Türkiye'deki öncüsü Bedri Ruhselman üst süptil plandaki vazifeli varlıklar ile kurduğu temaslar neticesinde edindiği bilgileri "İlahi Nizam ve Kâinat" ( İNK ) isimli bir kitapta derlemiş ve kitabı, vefatından bir yıl önce 1959 yılında tamamlamıştır. Ancak Ruhselman, kitabın 2013 yılında ( 54 yıl sonra ) bastırılarak dağıtılmasını vasiyet etmiş ve üç nushayı, zamanı geldiğinde açılmak üzere saklamaları amacıyla üç kişiye teslim etmiştir.

Nushalar 54 yıl boyunca, İstanbul Karaköy’deki 5. Noter’de saklanmış, nihayet 2 Nisan 2013 tarihinde MTİAD1950 Yayınevi tarafından yayımlanarak piyasaya sürülmüştür.

Ruh ve Madde olgularını derinlemesine açıklayan, ilahi nizama ve yaratılış mekanizmasına ilişkin detaylı bilgiler içeren bu kitap Kur'an'ın daha iyi anlaşılabilmesi hususunda da bir vasıta niteliği taşıyan önemli bir kozmik kaynak niteliğindedir. 

Spiritüalizmde, üst süptil boyuttan ( plan, frekans ) kaba madde planı dünyaya tesirler ileten ve yönlenme sağlayan vazifeli süptil ( bedensiz ) varlıklar "Gezginler" olarak tanımlanmaktadır. Bu varlıkların Kur'an'daki karşılığının "Melek" ( Meleke sahibi, Beceren, İcra eden ) kelimesi olması kuvvetle muhtemeldir. Vazifeli varlıkların "Gezgin" kelimesi ile tanımlanmalarının sebebi esasen Arapça'da "Akan, Akıcı, İnce, Yer Değiştiren, Gezen" anlamlarına gelen "Seyyal" kelimesiyle de ilintilidir. "Seyyal" kelimesi "Süptil" kelimesiyle de anlam benzerliği taşımakta olup, vazifeli "Seyyal Varlıkları" yani "Gezginleri" nitelemektedir. 

İlahi Nizam ve Kâinat kitabında yer alan aşağıdaki bölüm vazifeli varlıkları, tesir iletilerini ve seyyallik kavramına ilişkin bilgileri içermektedir.

"Dünyamız etrafında kesafetten SEYYALLİĞE doğru uzaklaşan bir sürü TESİR SAHASI vardır. ... Bunların her biri VAZİFELİ VARLIKLARA AİT TESİR SAHALARIDIR. ... En kesif tesir mıntıkası dünya sathına en yakın olan sahadır. Ve nisbeten daha geri varlıklara aittir. ... Şu hâlde dünyanın etrafında kabalıktan İNCELİĞE doğru dünyadan gittikçe uzaklaşan tesir vasatları mevcuttur. " ( İlahi Nizam ve Kâinat ) 

"Seyyal" ile aynı kökten türeyen ve ortak "Gezgin" anlamı içeren "Seyyar" kelimesi de Yusuf suresinin 19. ayetinde Hz. Yusuf'u "kuyu" olarak sembolize edilen kozmik solucan deliğinden ( uzay zaman boyutundan ) çıkaran ve ona ilahi kozmik bilgiler aktaran vazifeli varlıkları ( Seyyaller, Gezginler ) tanımlamaktadır.

12/19 Ve caet SEYYARATUN fe erselu varidehum fe edla delveh kale ya buşra haza ğulam ve eserruhu bidaah vallahu alimun bima ya'melun

( Ve SEYYARLAR / GEZGİNLER geldi de sucularını gönderdiler. Kovasını sarkıttı. "Ey müjde, bu oğlan." dedi. Onu sermaye olarak gizlediler. Allah o yaptıklarını biliyordu. ) 

Ayetteki "Su" kelimesi "İlahi kozmik bilgileri", "Kova" kelimesi ise "Bilgi akışını" sembolize eden kelimelerdir. ( Kova Burcu'nun "Bilgi Çağı" olarak anılması da bu hususla ilintilidir. )

"İlahi Nizam ve Kâinat" kitabının Nisan 2013 tarihinde basılıp yayımlanması ile hemen hemen eşzamanlı olarak Mayıs 2013 tarihinde de "GEZİ Parkı"'nda ağaçların korunmasına yönelik aktivist hareketlerin başlaması arasında ruhsal frekans etkileşimi olması kuvvetle muhtemeldir. Sürece konu mekânın isminde "Gezi" kelimesinin bulunması da yukarıda değinilen "Gezginler" kavramı açısından çok önemli bir mesaj niteliğinde gibidir. Zira yüksek frekans tezahürü vesilesiyle kolektif bilinci uyandıran ve kitleleri "Ünite" ( Teklik ) olgusuna yaklaştıran bu süreçte açığa çıkan motivasyon enerjisi "Gezi Ruhu" olarak anılmıştır. Bir başka deyişle Ruhselman'a İNK kitabını yazdıran "Gezginler" yıllar sonra kitabın basılıp yayımlanmasıyla eşzamanlı olarak "Gezi" sürecini başlatan tesirleri de mi göndermişlerdir?

Yukarıda değinildiği üzere "Su" ilahi kozmik bilgileri, "Su dökülmesi" ise ilahi kozmik bilgi akışını sembolize eder. Gezi direnişi sürecinde aktivistlerin üzerine "su sıkılması" da bu fenomenin batini bir tezahürü niteliğindedir.


İlahi Nizam ve Kainat kitabının 319 sayfa ( 3+1+9 = 13 ) olması ile Gezi sürecinin 20"13" yılına denk gelmesi arasında da batini bir nümerolojik ilişki, bir senkronik mesaj olabilir. Zira Ruhselman'ın ifadesine göre kitabın sayfa adedinden, kapak rengine kadar tüm detayları vazifeli varlıklar tarafından bildirilmiştir.


NiFaK = INFeCtion = INFeKtion = ENFeKsiyon 

Dillerde farklı anlamlara sahipmiş gibi görünen kelimeler köken bazında incelendiğinde esasen çok ilginç ortak anlam kökenlerinin varlığı da ortaya çıkmaktadır. ( Bkz. "Tek Topluluk ve Tek Dil" başlıklı bölüm )

"NFK" köküne sahip "Nifak" kelimesi "İkiyüzlülük, BOZUKLUK" anlamına gelmekte olup, Kur'an'da "Nifak" ve "Munafik" ( İkiyüzlü, Bozan, Bozuk, Bozulmuş ) anlamlarında kullanılmaktadır. 

9/77 Fe a'kabehum NİFAKAN fi kulubihim ila yevmi yelkavnehu bima ahlefullahe ma veaduhu ve bima kanu yekzibun

( Allah’a verdikleri söze ihtilaf ettikleri ve yalan söylemiş oldukları için, O’na kavuşacakları güne kadar kalplerinin içine ikiyüzlülük, BOZUKLUK yerleştirdi. )

9/97 El a'rabu eşeddu kufran ve NİFAKAN ve ecderu en la ya'lemu hudude ma enzelellahu ala rasulih vallahu alimun hakim

( Araplar inkar ve ikiyüzlülük, BOZUKLUK olarak daha şiddetlidirler. Allah' ın, resulüne indirdiği hudutları bilmemeye daha yatkındırlar. Allah bilendir hakimdir. )

9/101 Ve min men havlekum minel a'rabi munafikun ve min ehlil medineti MERADU ALEN NİFAKİ la ta'lemuhum nahnu na'lemuhum se nuazzibuhum merrateyni summe yuraddune ila azabin azim

( Ve o çevrenizdeki Araplardan ikiyüzlüler ve şehirin sahiplerinden ikiyüzlülük, BOZUKLUK HASTALIĞI olanlar var. Sen onları bilmezsin. Biz biliriz onları. Onlara iki kere azap vereceğiz. Sonra büyük azaba geri döndürülecekler. )

4/61 Ve iza kile lehum tealev ila ma enzelellahu ve iler rasuli raeytel MUNAFİKİNE yesuddune anke sududa

( Ve onlara o Allah’ ın indirdiğine ve resule gelin denildiğinde İKİYÜZLÜLERİN / BOZUCULARIN senden uzaklaştıklarını, döndüklerini görürsün. ) .

Batı dillerinde yer alan ve tıp biliminde vücutta mikroba dayalı "Bozulma" anlamına gelen "INFeCtion" / "INFeKtion ( İltihab ) kelimeleri de "NiFaK" kelimesiyle ortak "NFK" köküne sahiptir. Varlıkların arasına "nifak" sokanlar yani varlıkların arasını "bozan"lar, ilahi nizamın bir bileşeni olmakla birlikte düşük frekanslı negatif yönü yani kozmik sistemdeki "enfeksiyonu" temsil etmektedirler. 9/101 kodlu ayette yer alan "Meradun alel nifak" ( Bozukluk hastalığı ) ifadesinde "hastalık" ile "bozukluk" kelimelerinin birlikte kullanımı da "Infection" kelimesine ve ortak kökene işaret etmekte gibidir.

İlahi nizama müdahale obsesyonu

Herşey manipülatif müdahaleler ile değiştirilmeye, bozulmaya çalışılıyor. Adeta ilahi nizama bir tepki ve başkaldırı söz konusu. İklime, sağlığa, nüfusa, ürüne, sosyal yaşama yani dünyada maddi manevi ne varsa herşeye, "sorun var" aldatmacasıyla müdahale edilmekte ve muhtelif tuzak senaryoları vasıtasıyla mevcut sistem bozulmaktadır. Oysa Allahü Teala'nın herşeyi kurguladığı ve daima hayıra vesile olacak şekilde kusursuzca yönettiği ilahi bir nizam söz konusu iken müşriklerin ferdi aldatıcı menfaatler doğrultusunda bu nizamı bozmaya çalışmaları ( daha doğrusu bozduklarını sanmaları...çünkü bozmaları mümkün olamaz. ) sadece ve sadece kendilerini helake sürüklemekten başka bir işe yaramamaktadır.

Allah'ın herşeyi kusursuzca yönettiği, aşağıdaki ayetlerde zikredilmektedir.

13/2 Allahullezi rafeas semavati bi ğayri amedin teravneha summesteva alel arşi ve sehharaş şemse vel kamer kullun yecri li ecelin musemma YUDEBBİRUL EMRA yufassilul ayati leallekum bi likai rabbikum tukinun

( O Allah, gökleri sütunsuz yükseltendir. Onları görürsünüz. Sonra arş, taht üzerine seviyelendi. Ay’ı ve Güneş’i buyruğuna aldı. Hepsi isimlendirilmiş belirli vade için akarlar. İŞLERİ YÖNETİR. Ayetleri ayrıntılandırır. Umulur ki Rab’binize kavuşmaya kani olursunuz. )

Mesela en gündemde tutulan ve hatta pandeminin bile kurgulanma sebebi olan sözde "nüfus fazlalığı" bahanesine ilişkin Şura suresinin 50. ayetinde önemli mesaj bulunmaktadır. Ayette, nüfusu belirli bir dengede tutanın zaten Allah olduğu, gerekirse doğurgan, gerekirse kısır kıldığı bildirilmektedir.

42/50 Ev yuzevvicuhum zukranen ve inasa ve yec'alu men yeşau AKİMA innehu alimun kadir

( Veya onları erkekler ve kızlar olarak eşleştirir. Dilediği kimseyi KISIR kılar. Kesinlikle O bilendir gücü yetendir. )

Enfal suresinin 53. ayetinde ise ilahi nizamı bozma, değiştirme girişimlerinin Allah'ın insanlara bahşettiği nimeti bozması ve onları o nimetten mahrum etmesiyle sonuçlanacağı bildirilmektedir.

8/53 Zalike bi ennellahe lem yeku MUĞAYYİRAN ni'meten en'ameha ala kavmin hatta YUĞAYYİRU ma bi enfusihim ve ennellahe semiun alim

( Bu, Allah' ın kesinlikle bir kavime verdiği nimeti, onlar nefislerindekini DEĞİŞTİRMEDİKÇE DEĞİŞTİREN olmamasından dolayıdır. Kesinlikle Allah duyandır, bilendir. )

Fatir suresinin 43. ayetinde ise insanlara zulmetmek için tuzak kuranların esasen sadece kendilerine tuzak kurdukları ve kendilerini helake sürükledikleri bildirilmektedir. 

35/43 İstikbaran fil erdi ve mekras seyyi' ve LA YEHİYKUL MEKRUD SEYYİU İLLA Bİ EHLİH fe hel yenzurune illa sunnetel evvelin fe len tecide li sunnetillahi tebdila ve len tecide li sunnetillahi tahvila

( Yerde kibirlenme ve kötülük tuzağıdır. KÖTÜLÜK TUZAĞI SAHİBİNİN HARİCİNDEKİNİN BAŞINA GEÇMEZ. Ancak evvelkilerin adetlerini mi gözetiyorlar? Allah' ın adetinde değişim bulamazsın. Allah' ın adetinde dönüşüm, başkalaşım bulamazsın. )

Tuzaklara dayalı olarak kurgulanmış şeytani tahakküm sistemlerin esasen bu tuzakları kuran şeytanlara tuzak olacağı Tevrat'ın Mezmurlar bölümünde bildirilmektedir.

19 Mezmurlar 5-10 Ey Tanrı, ONLARI SUÇLU ÇIKAR. KURDUKLARI DÜZEN YIKIMLARINA YOL AÇSIN. Kov onları sayısız isyanları yüzünden. Çünkü sana karşı ayaklandılar. 

Ve bu yüzdendir ki Kur'an'da sıklıkla "Allah onlara zulmetmez. Ve lakin onlar kendilerine zulmederler." cümleleri yer alır.

30/9 .... fe ma kanellahu li yazlimehum ve lakin kanu enfusehum yazlimun 

( ..... Allah onlara zulmetmemekteydi ve lakin nefislerine zulmetmekteydiler. )


Tuesday, July 13, 2021

Şeytanların gıdası "Kaos"

"Helâlzade barıştırır, Haramzade karıştırır." 

Bu deyim birey bazında bir karakter kodu tanımlaması olmakla birlikte küresel şirketlerin sahibi ailelerin ( hibrid şeytanların ) dünyayı kontrol altında tutabilmek için ilke edindikleri "Ordo ab chao" ( Kaosa dayalı düzen ) mottosunun da farklı ifade edilmiş halidir. Kaos, düzenin bozulması ve düzensizlik, kargaşa anlamına gelmekte olup, "bozgunculuk" hususu Kur'an'da defaatle vurgulanır.

2/11 Ve iza kile lehum LA TUFSİDU fil ardi kalu innema nahnu muslihun

( Ve onlara "Yerde BOZGUN YAPMAYIN." denildiğinde, "Kesinlikle bizler iyileştirenleriz." derler. )

2/12 E la innehum humul MUFSİDUNE ve lakin la yeş’urun

( İyi bilin ki kesinlikle onlar BOZGUNCULARDIR ve lakin farketmezler. ) 

3/118 Ya eyyuhellezine amenu la tettehizu bitaneten min dunikum LA YE'LUNEKUM İLLA HABALA* VEDDU MA ANİTTUM kad bedetil bağdau min efvahihim ve ma tuhfi suduruhum ekber kad beyyenna lekumul ayati in kuntum ta'kilun

( Ey o inananlar, sizin dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin. SİZDEN SIKINTIYI EKSİK ETMEZLER O SİZİ MEŞAKKATLE HELÂK EDENİ SEVERLER, ARZULARLAR. Ağızlarından kin, öfke, çirkinlik ortaya açığa çıkar. O göğüslerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer sizler akıl etmekteyseniz, sizlere ayetleri açıkladık. )

*Ayetteki "Habala" ( Sıkıntı, Bozgun, Sorun ) kelimesinin "Kabala" kelimesiyle olan fonetik benzerliği de dikkat çekmektedir. "Kabala" kelimesi "Kabul" kökünü içerse de çoklu anlam itibarıyla "Habala" ile ilintili gibidir. Zira Kabalanın özü kutsal kitap kelimelerinin belirli adetlere göre zikredilmesi yoluyla sihir üretimine, maddenin ( eşyanın ) yapısının değiştirilmesine ve insanın ruhsal / zihinsel durumunun kontrol altına alınmasına kısaca "düzenin bozulmasına" dayanmaktadır.

( Not: Batini açıdan ilahi nizamı ( düzeni ) hiçbir varlık bozamaz. Bozduğunu sansa da sadece nizamın işlemesine katkıda bulunmaktan öteye geçemez. )

Haşr suresinin 14. ayetinde inkârcı ve bozguncu şeytanların "kalplerinin de dağınık" olduğu bildirilir.

59/14 La yukatilunekum cemian illa fi kuran muhassenetin ev min verai cudurin be'suhum beynehum şedidun tahsebuhum cemian ve KULUBUHUM ŞETTA zalike bi ennehum kavmun la ya'kilun

( Sağlam korunmuş üstün şehirlerde veya duvarların arkasında olmaları haricinde sizinle topluca savaşamazlar. Onların kendi aralarında kötülükleri zorlukları şiddetlidir. Toplanmış olduklarını sanarsın. Onların KALPLERİ DAĞINIKTIR. Bu kesinlikle onların akıl etmeyen kavim olmalarındandır. )

"Barış"ın nimeti ise Bakara suresinin 208. ayetinde şeytanın kaosa ve düşmanlığa çağrısına karşı bir uyarı olarak vurgulanmaktadır.

2/208 Ya eyyuhellezine amenudhulu fis SİLMİ kaffeh ve la tettebiu hutuvatuş şeytan innehu lekum aduvvun mubin

( Ey o inananlar, hepiniz topluca BARIŞIN içine girin. Şeytanın adımlarına tabi olmayın. Kesinlikle o sizlere apaçık düşmandır. )

"İyileştirmenin, barıştırmanın" yüceliği ise Mu'minun suresinin 40. ayetinde "kısas" hususu kapsamında şöyle bildirilmektedir.

42/40 Ve cezau seyyietin seyyietun misluha fe men afa ve ASLEHA fe ecruhu alellah innehu la yuhibbuz zalimin

( Ve kötülüğün karşılığı, aynısı gibi kötülüktür. Ama kim affederse ve İYİLEŞTİRİRSE onun ödülü Allah’a dır. Kesinlikle O zalimleri sevmez. )



Tek Topluluk, Babil ve Tek Dünya Devleti 

İnsanların, hayvanların, bitkilerin ve tüm yaratılmışların farklı farklı, çeşit çeşit olmaları Allahü Teala'nın bir takdiri ve ilahi nizamın yaratılmışlar için bahşettiği huzur, keyif ve mutluluk vesilesidir. Yaratılış bu çeşitlilik ile denge, istikrar ve uyuma kavuşur. Ve tüm yaratılmışlar bu özellikleriyle bir bütünün parçalarını oluşturmakta ve esasen böylelikle "tek topluluk" olmaktadırlar.

30/22 Ve min ayatihi halkus semavati vel erdi ve İHTİLAFU elsinetikum ve elvanikum inne fi zalike le ayatin lil alimin

( Ve göklerin, yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin ÇEŞİTLİLİĞİ O’nun ayetlerindendir. Kesinlikle bunda, bilenler için ayetler vardır. )

Ancak daima ilahi nizamın tersine tutum, söylem ve eylemi ilke edinmiş olan şeytanlar insanları tek tip ve aynı şekilde programlanmış varlıklara dönüştürmeye ve esasen onları, bir vücuttaki organlar gibi bir bütünün parçaları haline getiren ırk, milliyet, gelenek, kültür gibi farklılık arzeden unsurları ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Bu farklılıkları dünyadaki kaosun esas sebebiymiş gibi telkin eden şeytanlar daima bu farklılıkları bölme, ayrıştırma ve kaos üretme aracı olarak kullanmaktadırlar. Nihai hedefleri ise Singularity ( Tekillik ) adını verdikleri dijitalizme dayalı proje ile insanları "tek tip kodlara" dönüştürerek tam tahakküm altına almak, köleleştirmek ve böylelikle kendilerini Rab'be ortak koşmaktır. Bu nihai hedefe ulaşmak için de insanların "tek topluluk" olmalarını yani Tek Dünya Devleti'ni kurmayı istemektedirler. Sol beyin obsesyonlu şeytanların "tek topluluk" anlayışını en iyi tasvir eden görsel beynin sağ ve sol bölümünü tanımlayan görseldir. Aşağıdaki görselde sol beyinde "tek tip insanlar", sağ beyinde ise "çeşitlilik ve renklilik arzeden" ve böylelikle bir bütünü / teki oluşturan insanlar görülmektedir. 

Kur'an'da ve Tevrat'ta "tek topluluk" oluşturma ihtirasının ihtilaf, şirk ve sapıklık ortamı yaratmak arzusundan kaynaklandığı dolaylı olarak bildirilir.

2/213 Kanen nasu UMMETEN VAHİDETEN fe beasellahum nebiyyine mubeşşirine ve munzirine ve enzele meahumul kitabe bil hakki li yahkume beynen nasi fimahtelefu fih ve mahtelefe fihi illellezine utuhu min ba'di ma caethumul beyyinatu bağyen beynehum fe hedellahullezine amenu limahtelefu fihi minel hakki bi iznih vallahu yehdi men yeşau ila siratin mustekim

( İnsanlar TEK TOPLULUKTULAR. Allah onlara müjdeleyen ve uyaran haberciler gönderdi. O ihtilaf ettikleri hakkında insanlar arasında hükmetmeleri için onlarla birlikte gerçek olarak kitabı indirdi. Onlara açık deliller olarak o getirilenden sonra, sadece onu alanlar aralarında azgınlıkla ihtilaf ettiler. Böylece Allah o inananları, kendi izni ile, hakkında ihtilaf ettikleri gerçeğe yönlendirdi. Allah dilediğini doğru yola yönlendirir. )

5/48 Ve enzelna ileykel kitabe bil hakki musaddikan li ma beyne yedeyhi minel kitabi ve muhayminen aleyhi fahkum beynehum bima enzelellahu ve la tettebi' ehvaehum an ma caeke minel hakk li kullin cealna minkum şir'aten ve minhaca ve lev şaellahu le cealekum UMMETEN VAHİDETEN ve lakin li yebluvekum fi ma atakum festebikul hayrat ilellahi merciukum cemian fe yunebbiukum bima kuntum fihi tahtelifun

( Ve sana da, kitaplardan o ondan öncekileri doğrulayan ve onları kollayan kitabı gerçek ile indirdik. O halde, onların aralarında Allah' ın indirdiği ile hükmet. Onların heveslerine tabi olarak, sana o gerçekten gelen üzerine sapma. Biz, sizlerden herkes için yol ve usül oluşturduk. Şayet Allah dileseydi sizi TEK TOPLULUK kılardı. Lakin o size verdikleri hakkında sizi sınamak içindi. Öyleyse hayırlara ilerleyin. Hepinizin dönüşü Allah’a dır. Artık, o hakkında ihtilafa düştüklerinizi size o haber verir. )

10/19 Ve ma kanen nasu illa UMMETEN VAHİDETEN fahtelefu ve lev la kelimetun sebekat min rabbike le kudiye beynehum fima fihi yahtelifun

( Ve insanlar TEK TOPLULUKTAN başkası değillerdi de ihtilafa düştüler. Şayet Rab’binden geçmiş kelime olmasaydı, o ihtilaf ettikleri hakkında aralarında hüküm verilirdi. ) 

11/118 Ve lev şae rabbuke le cealen nase UMMETEN VAHİDETEN ve la yezalune muhtelifin 

( Ve şayet Rab’bin dileseydi insanları TEK TOPLULUK kılardı da ihtilaf etmekten geri durmazlardı. ) 

16/93 Ve lev şaellahu le cealekum UMMETEN VAHIDETEN ve lakin yudillu men yeşau ve yehdi men yeşa' ve le tus'elu enne an ma kuntum ta'melun

( Ve şayet Allah dileseydi sizi TEK TOPLULUK kılardı. Lakin dilediği kimseyi saptırır ve dilediği kimseyi yönlendirir. O yapmakta olduklarınızdan kesinlikle sual edileceksiniz. )

42/8 Ve lev şaellahu le cealehum UMMETEN VAHİDETEN ve lakin yudhilu men yeşau fi rahmetih vez zalimune ma lehum min veliyyin ve la nesir

( Ve şayet Allah dileseydi, onları TEK TOPLULUK kılardı. Lakin, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimler, onlara ne dost ne de yardımcı yoktur. )

43/33 Ve lev la en yekunen nasu UMMETEN VAHİDETEN le cealna li men yekfuru bir rahmani li buyutihim sukufen min fiddatin ve mearice aleyha yazherun

( Ve şayet insanların TEK TOPLULUK olma durumu olmasaydı, Rahman' ı inkar eden kimselerin evleri için gümüş çatılar, tavanlar ve onun üzerine çıkmaya merdivenler oluştururduk. )

Tevrat ayetleri;

1 Genesis 11-4 Sonra, "Kendimize bir KENT KURALIM" dediler, "Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız."

1 Genesis 11-5 RAB insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi.

1 Genesis 11-6 "TEK BİR HALK olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar" dedi,

1 Genesis 11-7 "Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar."

1 Genesis 11-8 Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu.

1 Genesis 11-9 Bu nedenle kente BABİL adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.

Yukarıdaki ayet setinde"Babil" kelimesinin geçtiği ayetin numarasında ( 11-9 ) farklı boyuta geçiş portalının* sembolü olan 9/11 ve 11 nümerolojisi bulunmaktadır. ( Babil = İlah kapısı )

Ayet setindeki "Kent" kelimesi negatif şeytani frekansların merkezi olan "Babil"'i ( Bab ( Kapı ) El ( İlah ) ... İlah Kapısı ) tanımlamaktadır. Küreselciler dünyayı büyük bir Babil şehrine dönüştürmeye çalışmaktadırlar.

Tevrat'ta "Babil" kelimesinin ilk kez geçtiği 1 10-10 kodlu ayette de 11 ve 111 nümerolojisi bulunmaktadır. 

1 Genesis 10-10 İlkin Şinar topraklarında, BABİL, Erek, Akat, Kalne kentlerinde krallık yaptı.

İncil'de de BABİL'İN tüm dünyayı etkileyen sapıklık merkezi olduğu bildirilir.

66 Vahiy 14 8 Ardından gelen ikinci bir melek, "Yıkıldı! Kendi azgın fuhuş şarabını bütün uluslara içiren büyük BABİL  yıkıldı!" diyordu.

66 Vahiy 17-5 Alnına şu gizemli ad yazılmıştı: GİZEMLİ BÜYÜK BABİL, FAHİŞELERİN VE DÜNYA İĞRENÇLİKLERİNİN ANASI.

66 Vahiy 18 2 Melek gür bir sesle bağırdı: "Yıkıldı! Büyük BABİL yıkıldı! Cinlerin barınağı, Her kötü ruhun uğrağı, Her murdar ve iğrenç kuşun sığınağı oldu.

66 Vahiy 18 3 Çünkü bütün uluslar Azgın fuhşunun şarabından içtiler. Dünya kralları da Onunla fuhuş yaptılar. Dünya tüccarları Onun aşırı sefahatiyle zenginleştiler."

Babil kelimesi Kur'an'da da "Sihir" kelimesiyle ilintili olarak geçer.

2/102 Vettebeu ma tetluş şeyatinu ala mulki suleyman ve ma kefera suleymanu ve lakinneş şeyatine keferu yuallimunen nasas sihra ve ma unzile alel melekeyni bi BABİLE harute ve marut ve ma yuallimani min ehadin hatta yekula innema nahnu fitnetun fe la tekfur fe yeteallemune minhuma ma yuferrikune bihi beynel mer'i ve zevcih ve ma hum bi darrine bihi min ehadin illa bi iznillah ve yeteallemune ma yedurruhum ve la yenfeuhum ve lekad alimu men işterahu ma lehu fil ahirati min halakin ve le bi'se ma şerav bihi enfusehum lev kanu ya'lemun

( Ve o Süleymanın mülkünün ve hükümdarlığının üzerine o şeytanların okuduğuna tabi oldular. Süleyman inkar etmedi ve lakin şeytanlar inkar ettiler. İnsanlara sihiri ve BABİL’ de iki melek olan Harut ve Marut’ un üzerine indirileni öğretiyorlardı. "Kesinlikle biz sınavız. O halde inkar etmeyin." diyene kadar ikisi kimseye öğretmezlerdi. Onlardan erkeğin ve eşinin arasını neyin ayırdığını öğrenirlerdi. Onlar onunla Allah’ ın izni olmadıkça kimseye zarar veremezlerdi. Onlara ne zarar verebilir ne fayda vermez öğrenirlerdi. Onu satana ahirette nasip olmadığını bilirlerdi. O nefislerini sattıkları ne kötüdür. Keşke bilmiş olsalardı. )






Monday, July 12, 2021

Mehdi ( Yönlendiren ) ... İyiye mi? Kötüye mi? 

"Mehdi" kelimesi "Hid" ( Yönlendirmek ) kökünden türemiş olan ve "Yönlendiren" anlamına gelen bir sıfattır. "Hidayet" ( Yönlenme ) kelimesi de aynı ķöktendir 

Fatiha suresinin 6. ayetinde de "Hid" fiili yer alır.

1/6 İHDİ na es siratel mustakim

( Bizi doğru yola YÖNLENDİR. )

Ayette de görüleceği üzere "Hid" ve "Hidayet" kelimeleri tek başlarına sadece "Yönlendirmek" ve "Yönlenme" anlamlarını taşımakta olup anlamsal olarak nötr niteliğe sahiptirler. Bir başka deyişle "yönlenme" iyiye doğru olabileceği gibi kötüye doğru da olabilir. Bu nedenledir ki 1/6 kodlu ayette "İhdi nas siratel mustakim" ( Bizi doğru yola yönlendir. ) cümlesi yer alır.

Bu bağlamda Kur'an'da yer almayan ancak din kisvesi altında her türlü kötülüğe vesile olan şeytani okült cemiyetler ve tarikatler tarafından döngü sonunda ( Yevmel Kiyameh ( Ayağa kalkış günü ) geleceği beklentisi oluşturulan "Mehdi" esasen negatif tesirleri ve küresel şeytanların insan üzerindeki tahakkümünü artıracağına inanılan bir varlığa veya frekansa verilen isimdir.

Kur'an'da ve İncil'de yer alan, döngü sonunda Mesih İsa'nın pozitif şefaat tesirlerinin yayılacağı fenomeni ise "İsa'nın ikinci gelişi" olarak simgelenmektedir. Döngü sonunda negatif şeytani frekanslar da düalite gereği tesirlerini arttırmaktadırlar. 

İncil 66 Vahiy 22-20 Bunlara tanıklık eden, "Evet, tez geliyorum!" diyor. Amin! GEL, ya Rab* İsa!

* "Rab" kelimesi özünde "Öğretmen, Yetiştirici" anlamını taşır.

Nisa 4/159 Ve in min ehlil kitabi illa le yu'minenne biHİ kable mevtih ve yevmel kiyameti YEKUNU aleyhim şehida

( Ve kesinlikle kitap sahiplerinden olanlar ölümlerinden önce mutlaka ONA inanacaklardır. Ayağa kalkış gününde O, onlara şahit OLUR. )

Ayetteki "Hi" zamiri Mesih İsa'yı temsil etmektedir. Bu çerçevede döngü sonu pozitif ve negatif frekansların yoğunlaştığı, adeta bir frekans savaşının tezahür ettiği süreçtir. 

Aşağıdaki ayetlerde "Hid" kökünün üçüncü tekil şahıs çekimi olan "Yehdi" ( Yönlendirir ) fiili vasıtasıyla, "yönlendirmenin iyiye de kötüye de olabileceği", bu nedenle inanan salih ve muhlis insanların çok dikkatli olmaları ve "Mehdi" yanılgısına düşmemeleri dolaylı olarak öğütlenmektedir.

22/3 Ve minen nasi men yucadilu fillahi bi ğayri ilmin ve yettebiu kulle ŞEYTANİN merid

( Ve insanlardan Allah hakkında ilimsizce mücadele eden kimse, her asi azgın SEYTANA tabi olur. )

22/4 Kutibe aleyhi ennehu men tevellahu fe ennehu yudilluhu ve YEHDİHİ ILA AZABES SEİR

( Onun üzerine yazılmıştır ki, kesinlikle kim yüzünü ona doğru çevirirse, artık kesinlikle o onu saptırır. Onu ATEŞ AZABINA YÖNLENDİRİR. ) 

24/46 Lekad enzelna ayatin mubeyyinat vallahu YEHDİ men yeşau İLA SİRATİN MUSTEKİM

( Açıklayıcı ayetler indirdik. Allah dilediği kimseyi DOĞRU YOLA YÖNLENDİRİR. )