Çeviri

Thursday, May 21, 2026

Bilgi Kitabı?!

Bu bölüm, aşağıda logosu yer alan "Dünya Kardeşlik Birliği" ve bu oluşumun kudsiyet atfettiği "Bilgi Kitabı" konusunda iletilen bir yoruma istinaden, çok detaya inmeyen bir cevap olarak yazılmıştır. (Yorum kısmında yeterli alan olmadığı için ayrı bir bölüm oluşturulmuştur.) 


Logodaki üçgenin köşelerinde yer alan O, M ve K harflerine de sırasıyla Allah (O), Muhammed (M) ve İsa (K / Kurtarıcı) anlamları yüklenmiştir!?


Mevlana lakabıyla anılan Celaleddin Rumi'nin yazdığı belirtilen "Mesnevi"* isimli kitabın ilk bölümünde şu cümle yer almaktadır.

“Mesnevi, dinin esaslarının esaslarının esaslarıdır."

Kur'an'ın mevcudiyetine rağmen böyle bir ifadenin kullanılmış olması oldukça düşündürücüdür. 

* En aşağıda linki bulunan "Mesnevide dikkat çeken ifadeler" başlıklı bölüm incelenebilir.

"Dünya Kardeşlik Birliği" isimli oluşumun "Bilgi Kitabı" olarak adlandırdığı yazı derlemesinin ilk bölümünde de benzer cümleler yer almaktadır.

"Bu Kıtalararası yegane Kitaptır."

"Simdi (İLK KİTAP İLE SON KİTAP ARASINDAKi TÜM KİTAPLAR BU KİTAPTA) Birleştirilmiştir."

"Ve Evrene Tek Kutsal Kitap olarak hediye edilmiştir."

"Bu kitabı yazanlar kutsal yerlere kabul edilecektir."

"Kartalların Diyarındaki Merkezi Sisteme gireceklere bu Kitap yol gösterecektir."

Yukarıdaki cümleler incelendiğinde, "Mesnevi" ve "Bilgi Kitabı" olarak isimlendirilmiş olan iki kitabın da diğerlerinden "üstün olduğu", "esas kitap", "yegane kitap olduğu" mesajının verildiği görülmektedir. Oysa ki "birleştiricilik" misyonunun konu edildiği bir felsefi akımda! "diğerine göre üstünlük" kavramının ve iddiasının yer alması özde farklı bir yaklaşımın ve niyetin mevcut olduğu izlenimini vermektedir.

Dikkat edilecek olursa Kur'an ayetlerinde, Kur'an'ın, "kendinden önceki kitapları doğrulayıcı (musaddik)" niteliğinden bahsedilmekte, "üstünlük" veya "yeganelik" vurgusu yapılmamaktadır. Zira yaratılıştan bu yana her topluma haberciler vasıtasıyla bilgiler, kitaplar gönderildiği ayetlerde özellikle belirtilmektedir. 

Dolayısıyla bu her iki kitabın da daha başında "diğerlerinden üstün", "esas olan bu", "bu yeganesi" mealinde mesajlar içermesi, ilahi nizamdaki birleştiricilik ve tevazu ilkesi ile uyum arzetmemekte, aksine belirli bir şahsın veya grubun belirli bir sebeple toplumda farklılaşma, sanal üstünlük tesis etme ve cemaat/tarikat oluşturma çabasının yansıması gibi görünmektedir. Zira mevcut kutsal kitaplar zaten her konuyu ve her kodu içerecek şekilde ve zamandan/mekandan münezzeh olarak bahşedilmişlerdir.

Kitapta, muhtelif örnekleri olan dikkat çekici ifadelerden bazıları şöyledir.

BK'dan : "ALLAH Uludur. O bulunduğu Ortamın Tanrısıdır."

Yaratıcının zamandan ve mekandan münezzeh olduğu gerçeğine rağmen O'nun varlığını ve kudretini "bulunduğu ortam" ifadesiyle sınırlandırmak kavramsal bir tezat oluşturmaktadır. 

BK'dan : "Bizler O'ndan bir parçayız."

Yaratılmış olanın, idrakine sığamayacak olan Yaratıcısının "bir parçası" olması mümkün değildir. Yaratılmış olan ancak Yaratıcısının iradesinin bir tezahürü olabilir. Bu ifade tasavvuftaki klasik "vahdet-i vücud" yaklaşımının bir tezahürü olup, nihayetinde "insan tanrıdır" düşüncesine kapı açmaktadır. (Bu düşünce esasen kitlelerdeki Yaratıcı bilincini ve algısını yok etmek isteyen küreselcilerin, temelinde "şirk" yatan kavramsal tuzağıdır.) Bu hususa bir ayette şöyle değinilmektedir.

43/15 Ve O'NA KULLARINDAN PARÇALAR OLUŞTURDULAR. Kesinlikle insan apaçık inkar edendir.

BK'dan : "ALFA Kotu Direkt RAB Kotudur."

"Alfa", Yunan alfabesinin ilk harfi olup Arapçadaki "Elif"in muadilidir. Arap alfabesinin ilk harfi olan "Elif", hurufu mukatta içinde de yer alan, ayetlerde özel olarak kodlanmış olan ve 'biri / teki" simgeleyen bir harftir ki bu bilgi Kur'an'da zaten mevcuttur.

BK'dan : "Unutmayınız ki, Vücudunuzda Varoluşunuzdan bugüne kadar degişmeyen Üç şeyiniz vardır: Birincisi Ruhunuz - İkincisi Parmak İziniz - Üçüncüsü ise EI yazınızdır."

Öncelikle Kur'an'da "Bilinç" ve "Kelime" kavramlarıyla ilintilendirilen "Ruh", madde aleminin dışında bulunan ancak maddeye tesir göndermek ve madde bedeni kullanmak suretiyle, sonsuz tekamül sürecinde kaba madde planını da deneyimleyen bir varlıktır. Dolayısıyla ruh "değişmeyen" değil, tekamül yolculuğunda daima "değişim" halinde olan bir varlıktır. Ve ruh, "vücuttaki şeylerden biri" değil, madde bedeni (vücudu) kullanan "bilinç"tir. 

.....

.....

Kitaptaki örnekler çoğaltılabilir.

Yukarıda anılan oluşumun önderi addedilen ve "Bilgi Kitabı"'nın kendisine vahyedildiğini ifade eden şahıs ile ilgili basına yansıyan haberler de incelenebilir. (Kitabın dili, üslubu ve kitaptaki kavram tanımlarındaki eksiklikler ve hatalar "vahiy" konusunda şüphe oluşturmaktadır.)

Netice itibarıyla yukarıda yazılanlar durum tespitinden ibarettir. Her birey, mevcut kaynakları okuyarak, detaylı inceleyerek ve birbirleriyle karşılaştırarak doğru olanı kendisi keşfetme yetisine sahiptir ki zaten bu da ilim yolcusu insanın en büyük sınavıdır. 

2/79 Vay o kitabı elleriyle yazanlar ve sonra onu az değere satmak için "Bu Allah’ın indindendir." diyenler için. Vay onlara o elleriyle yazdıklarından ve vay onlara o kazandıklarından. 

40-Matthew-7-15 "Sahte peygamberlerden sakının! Onlar size kuzu postuna bürünerek yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır. 

Ayrıca bkz.

Wednesday, May 20, 2026

Sebeb ve İkab döngüsü

"Sebeb" (سَبَبً) (Neden, Gerekçe; Vasıta*, Araç) ve "İkab" (عِقَاب) (Sonuç, Netice; Ceza, Yaptırım, Karşılık) kelimeleri yaratılıştaki "düalite" (ikilik) ilkesini temsil eden temel kelimelerdir. Zira yaratılıştaki her olgu bir diğerinin ya sebebi ya da sonucu konumundadır. Bir başka deyişle her olay kendisinden bir öncekinin sonucu, bir sonrakinin ise sebebi niteliğindedir. 

* Vasıta (Araç) kelimesi, "bir sonucun oluşması için gerekli unsur" anlamını yani "Sebep" kelimesinin temsil etmektedir.

Dolayısıyla, "olmak" kökünden türeme olan "olgu / olay" kelimeleri esasen "sebep" veya "sonuç" niteliği arzetmek suretiyle yaratılış döngüsünün bileşenlerini oluşturmaktadırlar.

Kur'an'da "Sebeb" kelimesi 9, "İkab" kelimesi ise 20 kere tekrarlanmaktadır. Bu iki sayının toplamı olan 29 sayısının nümerolojik değerinin düalitenin ve döngünün* sembolü olan 11 sayısı olması dikkat çekmektedir.

* Döngü, "sebebi" düalite ilkesi olan bir "ikab"dır.

Kur'an'da "Sebeb" ve "İkab" kelimelerinin ilk kez yer aldığı ayetler şöyledir.

18/84 İnna mekkenna lehu fil erdi ve ateynahu min kulli şey'in SEBEBA

(اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْاَرْضِ وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَباًۙ)

( Kesinlikle biz O'na yerde imkan verdik. O'na SEBEP / VASITA olarak her şeyden verdik.  )

2/196 ..... vettekullahe va'lemu ennellahe şedidul İKAB

(وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْ)

( ....... Allah’tan sakının ve bilin ki kesinlikle Allah’ın SONUÇLANDIRMASI / KARŞILIĞI  şiddetlidir. )

Yukarıdaki ayetlerde yer alan "Sebeba" (سَبَباًۙ) ve "İkab" (عِقَابِ۟) kelimelerinin ebced değerleri sırasıyla 65 ve 173 olup, bu sayıların nümerolojik değerleri de 11 olmaktadır.

 "Sebeba" (سَبَباًۙ) : Sin 60 + Be 2 + Be 2 + Elif 1 = 65 ... 6+5 = 11

"İkab" (عِقَابِ۟) : Ayn 70 + Kaf 100 + Elif 1 + Be 2 = 173 ... 1+7+3 = 11

Monday, May 18, 2026

Görüntüler ortaya çıkmış!?

Ne yapalım? Cinayet mi seyredelim?

Basınla ilgili tespitlerden biri de, yine evvelki bölümlerde "Manşet terörü" başlıklarıyla değinildiği üzere "şiddet" içerikli haberlerin bir pazarlama aracına, bir "tıklanma" aracına dönüştürülmüş olmasıdır.

Birkaç gün öncesine ait aşağıda yer alan görselli haber manşeti adeta okurları, esasen suç içeren hazin bir olayı film gibi izlemeye davet eder niteliktedir.

Olay anını içeren görselin tepesinde de dikkat çekecek şekilde, özellikle kırmızı zemin üzerinde "Görüntüler ortaya çıktı."  yazmaktadır. Bu cümle "hadi izlesenize" cümlesiyle eşdeğerdir. Görselin altında ise suçun işleniş şeklinin "detayı" yine kırmızı zemin üzerinde cümleleştirilmiştir.

Bu haber esasen görüntü verilmeden de yayınlanabilecek hatta öyle yayınlanması gereken bir haber niteliğindedir. Dolayısıyla görüntülerin yayınlanmasının tek bir amacı bulunmaktadır. İzletmek ve bu yolla "tıklanma" artırmak ve bu yolla daha fazla reklam geliri elde etmek. Ancak bu yaklaşımın, toplumu ve özellikle gençleri, bilinçaltında şiddete yönlendirdiği gerçeği ihmal edilmektedir.

Bu noktada, zaten yeterince acıya ve hüzne şahit olan toplumun vazifesi ise "izlememek" yani "tıklamamak" olmalıdır. Şayet kalplerde hala temiz bir topluma dönüşüm özlemi mevcut ise .....

Manşetle yanıltmaca ve tıklanmaca!

Evvelki bölümlerde de örneklerle değinildiği üzere basın kuruluşları, bir sosyal medya obsesyonu olan "Tıklanma" hedefi doğrultusunda yalanı ve yanıltmayı bir "pazarlama taktiği" ve bir "kural" haline getirmiş durumdadır. 

Bugüne yayınlanan aşağıdaki haber örneği bazılarınca "önemsiz basit bir detay", "üzerinde durmaya değmez" olarak değerlendirilebilecek dahi olsa esasen açık bir yanıltma ve doğruluktan sapma örneği niteliğindedir. Özellikle "doğruları yazmak" iddiasında olan kuruluşlar için ....


Görüleceği üzere haberin görselli manşetinde yani "tıklanmayı" sağlayacak bölümde ve reklam pop-upları içeren haber sayfasının başlık bölümünde şu cümle yer almaktadır.

"Yol inşaatı yaparken 13 BİN TORBA ALTIN buldular."

Haberin, başlığın altında yer alan içerik bölümü ise şöyledir.

"..... 25 hektarlık alanı kapsayan kazılarda ALTIN ve gümüs sikkeler, Baltık kehribarı ve mücevherlerin yanı sıra 13 BİN TORBA ARKEOLOJİK MAYERYAL gün yüzüne çıkarıldı."

Takdir edilecektir ki "Arkeolojik materyal" başka bir kavram, "Altın" başka bir kavramdır. 

Elbette ki yukarıdaki örnekten çok daha büyük ve vahim olanlarına medyada her gün rastlanmakta olduğu maalesef bir gerçektir. Bu bölümde yukarıdaki örneğin verilmesindeki amaç, doğruluktan sapmanın "büyüğü veya küçüğü" olamayacağının hatırlanmasına vesile olmaktır.

Nur suresinin 15. ayeti konu bağlamında önemli bir mesaj vermektedir.

24/15 .... Onu basit, önemsiz sanıyorsunuz. O Allah’ın indinde büyüktür. 


Monday, May 11, 2026

Adem döngüsü

"Halife" kelimesi, "Halafa" (Ardından gelmek, Arkadan gelmek, Yerine geçmek) fiilinden türeme olup, "Ardıl, Ardından gelen, Arkadan gelen, Yerine geçen" anlamlarını temsil etmektedir.

"İlk" insan olarak anılagelen Adem, esasen, yaklaşık 70000 yıllık bir süreyi kapsayan bir önceki büyük döngüdeki (var oluş - yok oluş döngüsü) insanın yeni büyük döngüdeki "halifesi" konumundadır. Bu gerçeğe Bakara suresinin aşağıdaki ayet grubundaki "Rab - Melek diyaloğu" ile işaret edilmektedir.

2/30 Ve iz kale rabbuke lil melaiketi İNNİ CAİLUN FİL ERDİ HALİFEH kalu e tec'alu fiha men yufsidu fiha ve yesfikud dima ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek kale inni a'lemu ma la ta'lemun

( Ve zamanında Rab’bin meleklere "Kesinlikle BEN YERDE HALİFE OLUŞTURACAĞIM." dedi. "Biz seni övgünle överken ve seni kutsarken orada bozgun yapan ve kanlar döken birini mi oluşturacaksın?" dediler. "Kesinlikle ben sizin bilmediğinizi bilirim." dedi. )

2/31 Ve alleme ADEM el esmae kulleha summe aradahum alel melaiketi fe kale enbiuni bi esmai haulai in kuntum sadikin

( Ve ADEM'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere sundu. "O halde, eğer doğrular iseniz, bunları bana isimleriyle haber verin." dedi. )

2/32 Kalu subhaneke LA İLME LENA İLLA MA ALEMTENA inneke entel alimul hakim

( "Yücesin sen. O BİZE ÖĞRETTİĞİNİN HARİCİNDE BİZE İLİM YOKTUR. Kesinlikle sen bilensin hakimsin." dediler. )

Dikkat edilecek olursa yukarıdaki ayet üçlüsünün ilk ayetindeki Rab'bin ilk cümlesinde "Halk el insan" (İnsan yaratılması) ifadesi değil, "Tecelli el halife" (Halife oluşturulması) ifadesi yer almaktadır. Yani esasen evvelce yaratılmış ve önceki "var oluş - yok oluş" döngülerinde zaten mevcut olan insanın "ardılının / halifesinin oluşturulmasından" bahsedilmektedir. Yani Adem, bir önceki büyük döngüdeki insanın, bir sonraki büyük döngüdeki tekrarıdır, halifesidir.

Zira, "Allah'ın kendilerine öğrettiği bilgiden başka bilgileri olmadığını" ifade eden meleklerin, "Adem'in bozgunculuk yapacağını ve kan dökeceğini" söylemeleri ve "Neden bunu tekrarlıyorsun?" mealinde bir soru yöneltmeleri, döngüleri, evvelki döngülerde insanın varlığını ve gerçekleşen insan kaynaklı olayları biliyor olduklarının göstergesidir. Bu durum yaratılıştaki büyük "var oluş -yok oluş" döngülerinin de teyidi niteliğindedir.

Saturday, May 9, 2026

El Semum ... Röntgenium

Röntgenyum, doğal olmayan yani doğada serbest olarak bulunmayan, laboratuvarda yapay olarak üretilen, tüm izotopları kararsız olan tamamen radyoaktif bir elementtir.

Atom numarası 111 olan Röntgenyum ilk kez GSI Helmholtz Centre for Heavy Ion Research tarafından 08.12.1994 tarihinde sentezlenmiştir.

Röntgenium (Rg) sunumunda kullanılan periyodik tablo dekoru

Röntgeniumun ilk adı "Unununium"* (Uuu) olarak belirlenmiş olup, bu isim, Latince "1" anlamına gelen "Un / Unus" kelimesi bağlamında, IUPAC’ın 111 anlamına gelen sistematik geçici kodlamasıydı. ("un, un, un" yani 111)

Resmi keşif sonrasında bu element, yüksek enerjili ve iyonize edici elektromanyetik ışınım olan radyasyon ışınını (X ışını) keşfeden  Alman fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen'in soyadı ile adlandırılmıştır. (X ışınına Röntgen ışını da denmektedir.) (Röntgenium = Röntgen (alm.) + ium (element eki) (lat.) )

Radyasyonun temel özelliği dokuların içinden geçebilmesi yani "içe işleyebilmesi"dir ki bu nedenle tıpta vücudun "içini" görüntüleme amaçlı da kullanılmaktadır. İyonize edici yani "elektron eksiltici" radyasyon DNA zincirini kırarak dokularda ve hücrelerde bozunmaya ve kansere sebep olma özelliği taşımaktadır. Ancak tedavi sürecinde, görüntüleme amacıyla uygulanan röntgen ışınlarının hem miktarı, hem de süresi az olduğu için insan vücudundaki olumsuz etkisi ihmal edilebilir seviyede olmaktadır. Radyasyona maruz kalma sürecinde kritik iki parametre maruz kalma süresi ve miktardır.

Kur'an'da bir "azap unsuru" olarak tanımlanan ve "İçe işleyen / İçe işleyen zehir" anlamını taşıyan "El Semum" kelimesinin ayetlerdeki kodlanması Röntgenium ve radyasyon kavramları ile semantik/nümerik uyum  arzetmektedir.

15/27 Ve (1) el (2) canne (3) halakna (4) hu (5) min (6) kablu (7) min (8) nari (9) EL (10) SEMUM (11)

( Ve cin, onu önceden, İÇE İŞLEYEN ateşten yarattık. )

52/27 Fe (1) menne (2) allahu (3) aley (4) na (5) ve (6) veka (7) na (8) azabe (9) EL (10) SEMUM (11)

( Böylece Allah üzerimize nimet verdi ve bizi İÇE İŞLEYEN azaptan korudu. )

- Yukarıdaki ayetlerde "El Semum" ifadesini oluşturan iki kelimenin sıra numaralarındaki sayıların 10 (1+0 = 1) ve 11 olması 111 sayısına işaret gibidir.

11 ve 111 sayılarının "halden hale geçiş" ve "dönüşüm/değişim" kavramlarını simgelemesi, Röntgeniumun atom numarasının 111 olması ve "Semum"un yani radyasyonun, "dokuların içine geçmesi" ve "hücrelerde değişime" sebep olması arasında semantik ve nümerik uyum mevcuttur. "Semum" kelimesi, "Samim" (İç, İç kısım, İçte olan) ve "Samimi" (İçten, İçle ilgili) kelimeleriyle aynı kökten türeme bir kelimedir.

- Semum" (سَمُومٍ) kelimesinin ebced değerinin 11 olması da ayrıca dikkat çekmektedir. (Sin 60 + Mim 40 + Vav 6 + Mim 40 = 146 ... 1+4+6 = 11)

- Röntgenium elementinin ilk kez sentezlendiği yani keşfedildiği tarih olan 08.12.1994 tarihindeki günü ve ayı temsil eden sayılardaki rakamların toplamı da 11 (8+1+2 = 11) olmaktadır.

Not: Evvelki bölümlerde "Semum" kelimesi "Coronavirus" ile ilintili olarak da incelenmiştir.

Wednesday, May 6, 2026

Tek kalp tek ilah...

33/4 33/4 Ma cealellahu li raculin min KALBEYNİ fi cevfih ...

(Allah erkek için çukurun boşluğunda İKİ KALP oluşturmadı. ... )

Ayetlerdeki her bir cümle, ait olduğu ayet içinde, kendisinden sonra gelen cümle veya cümleler ile semantik ilişkide olabildiği gibi, tek başına da ayrı bir anlam evrenini temsil edebilmektedir. Tıpkı her kelime ve hatta her harf gibi...

Ahzab suresinin yukarıdaki ayetinde yer alan "Kalbeyni" (İki kalp) ifadesi vasıtasıyla, şirk kavramına teşbihi (sembolik) olarak işaret edilmektedir. Yani, insanın hem Yaratıcı'ya inancı olduğunu beyan edip, hem de "kibir"in meşhur üçlüsünün (Riyaset, Mülkiyet, Şehvet) peşinden koşmasının şirkten öte bir şey olmayacağı bildirilmektedir. Dolayısıyla bu teşbih, "Munafık" (İki Yüzlü) sıfatına da atıfta bulunmaktadır.

İncil'in aşağıdaki ayeti de konu bağlamında açık ifade içermektedir.

42-Luke-16-13 "Hiçbir hizmetçi iki efendiye hizmet edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. SİZ HEM TANRI'YA, HEM PARAYA KULLUK EDEMEZSİNİZ."

Kur'an'ın aşağıdaki ayetinde, sembolü "Kalp"* olan "Sevgi" kelimesine vurgu yapılmakta ve iyilik düşmanlarına sevgi beslemenin, Allah sevgisinden yoksun olmak anlamına geldiği dolaylı olarak vurgulanmaktadır. (*Kalp, ruhun/bilincin/aklın da sembolüdür.) 

60/1 Ey o inananlar, DÜŞMANLARIMI ve düşmanlarınızı dostlar edinmeyin. ONLARA SEVGİ ATIYORSUNUZ. ...

Aşağıdaki ayette ise "yaptıkları kötülüklerin" bilincinde olmalarına rağmen "iyilik yapıyor" algısı yaratmaya çalışan "iki kalpli"lere işaret edilmektedir.

42-Luke-16-15 O da onlara şöyle dedi: "SİZ İNSANLAR ÖNÜNDE KENDİNİZİ TEMİZE ÇIKARIYORSUNUZ, ama TANRI KALPLERİNİZİ BİLİYOR. İNSANLARIN GURURLANDIKLARI NE VARSA, TANRI'YA İĞRENÇ GELİR.

Yukarıdaki ayetin son cümlesi ise aşağıdaki Kur'an ayetiyle aynı mesajı mesajı vermekte yani "nefsin hoşlandığının esasen kötü olduğunu" bildirmektedir. 

47/14 O halde, Rab’binden deliller üzerinde olan kimse, ona KÖTÜ İŞLERİ SÜSLÜ GÖSTERİLEN ve onların HEVESLERİNE TABİ OLAN kimse gibi olur mu? 

Aşağıdaki ayet ise "Nefsine hakim olmak." ifadesinin anlamına da açıklık getirmektedir.

12/53 ... NEFS* KESİNLİKLE KÖTÜLÜĞÜ EMREDER. ...

*"Nefs" kelimesi, ruhun madde ile teması sonucunda yani ruhun, maddi bir olgu olan bedene tesir iletmesi sonucunda oluşan idrakli varlık insanı temsil eden bir kelimedir. Nefs, ruhun, maddenin düşük frekansına maruz kalmasına sebep olan bir olgudur ki ruhun en büyük sınavı da bu düşük frekanslara kapılmamak, böylelikle tekamül ederek kendisini madde prangasından kurtarabilmektir.

Tuesday, May 5, 2026

Değinilecek bir konu!

Bu bölüm, önemli bir konuya temas edilen ancak son kısmı ifade sorunu içeren bir yorum mesajına atfen yazılmıştır. 

Yorum mesajının ifade sorunu içermeyen kısmı şöyledir.

“İslam'ın Venüs gezegeniyle olan ilişkisine neden değinmiyorsun? Müslümanlar, beş sayısıyla özdeşleştirilen Venüs gezegeniyle kendilerini özdeşleştirirler. Günde beş vakit namaz kılarlar ve İslam'ın beş şartına uyarlar; kutsal günleri Cuma, yani Venüs Günü'dür. Bazı camilerin tepesinde hilal ve beş köşeli yıldız görebilirsiniz. Sabah namazının ilk namazı olan Fecr, Venüs'ün Mekke'de ufukta göründüğü zaman kılınır.”

Özü ve gerçeği saptırmak, manipüle etmek ve aracı amaca dönüştürmek hedefi doğrultusunda, olgulara, sayılara, şekillere negatif anlamlar yüklenmek suretiyle kullanılagelen sembolizme ve kitlelere empoze edilen satanik/ritüalistik  uygulamalara her toplumda rastlamak mümkündür. Öte yandan, yaratılıştan bu yana din kisvesi altında sürdürülegelen kötülüklerin mevcudiyeti de herkesin malumudur. Bu noktada insanın değerlendirmesi gereken en kritik husus, kapıldığı bir düşüncede veya giriştiği bir eylemde, kalbine de kodlanmış olan kitap ilminin özünden yani “din” adı verilen kavramın nihai ve tek amacı olan “sevgi, iyilik, doğruluk, bilgelik, yüksek ahlak”  niteliklerinden uzaklaşıp uzaklaşmadığıdır. 

Tekil kişiyi niteleyen bir sıfat gibi kullanılagelen “Müslüman” kelimesi, “Seleme” (Teslim olmak, Barışa girmek, Kurtulmak, Selamete ermek) fiilinden türeme bir sıfat olan “Muslim” (Teslim olan, Barışçıl olan, Kurtulan, Selamete eren) kelimesinin sonuna Farsça çoğul eki olan “-an” ekinin gelmesiyle oluşturulmuş bir kelimedir. Dolayısıyla bu kelime, bu haliyle “Muslimler” anlamını taşımakta olup, kelimenin tekil kişiyi temsil edecek şekilde doğru kullanımı "Muslim" formudur. 

“Muslim” kelimesi, “sevgiye, iyiliğe, doğruluğa, bilgeliğe, yüksek ahlaka” kendini adamış yani “teslim etmiş” kişi anlamını temsil etmektedir. Zaten “İnanç” veya “Allah inancı” olarak ifade edilen kavramların özü de bu kavramlara olan inançtır. Bir başka deyişle konu, sorgulanması dahi abes olan Yaratıcı’nın varlığına inanç değil, O’nun yönlendirdiği, yukarıda belirtilen kavramlara olan inançtır. 

Dolayısıyla “Muslim” kelimesi, toplumları bölmek ve ayırmak amacıyla, sanki farklı dinlerin isimleriymiş gibi kitlelere telkin edilegelen ve haberci isimlerinden türeme olan “Hristiyan”, “Musevi” kelimelerinden münezzeh, "birleyici, birleştirici” bir kavramdır. Yunanca kökenli olan “Hristiyan” kelimesi “Mesihçi/Mesih takipçisi/Mesheden yanlısı” (İsacı), İbrani köklü ve Arapça son ekli olan “Musevi” kelimesi ise “Musacı/Musa takipçisi” anlamlarına gelmektedir. Her ikisi de Hz. Muhammed ve diğer adı bilinen/bilinmeyen birçok haberci gibi tek Yaratıcı’nın habercisi olduklarına ve tek bir öğretiyi, bilgiyi aktardıklarına göre toplumların bu şahsiyetlerin isimleri üzerinden ayrışması/ayrıştırılması, “tarikatleşmeden” öte bir sonuç oluşturmamaktadır ki bu da kaçınılması gereken bir husus olarak kitapta özellikle vurgulanmaktadır.

Evvelki bölümlerde de sıklıkla değinildiği üzere, yaratılıştaki düalite ilkesi bağlamında, sayılar ve semboller kendilerine yüklenen anlamlar itibarıyla tesir gösterirler. Örneğin İncil’de yer alan ve “insanı simgeleyen canavarın sayısı” olarak nitelenen “666” sayısı tek başına kötü bir matematiksel değer, kötü bir sayı mıdır? Son bölümde de değinilen ve esasen bir hayvan uzvu olan “boynuz” tek başına kötü bir olgu mudur? Satanizmin sembolü addedilen “beş köşeli yıldız” kötü bir geometrik şekil midir? Venüs kötü bir gezegen midir? Davut Yıldızı olarak bilinen ve ters yönde içiçe geçmiş iki üçgenden oluşan sembol kötü bir geometrik şekil midir? Bu noktada önemli olan, herhangi bir sayının veya figürün hangi anlamı temsil etmek üzere ve hangi niyetle kodlandığıdır. Bu bağlamda örneğin güzel bir çiçek olarak algılanan "gül" de negatif anlamlar atfedilerek kodlandığında ve telkin edildiğinde farklı algılara ve hislere kapı açabilme potansiyeline sahiptir ki okült satanik cemiyetlerin taktiği de budur.

Mu’minun suresinin aşağıdaki ayetinde “olgulara kötü anlam yükleyerek” yani "negatif tesirli sembolizm" yaparak insanlığa tuzaklar  kuranlara işaret edilmekte olup, bu kötü tesirlerden korunmanın yegane yolunun "iyilik/güzellik" yapmak olduğu da belirtilmektedir. 

23/96 İdfa’billeti hiye ahsenus SEYYİEH NAHNU A'LEMU BİMA YASİFUN

( KÖTÜLÜĞÜ o en güzeliyle sav. O VASFETTİKLERİNİ / NİTELEMELERİNİ BİZ BİLİRİZ. )


Netice itibarıyla, ruhsal veya maddesel nitelik arzeden “yaratılmış” herhangi bir varlığa “Yaratıcı”ymış gibi kudsiyet atfetmek suretiyle o varlığı ilahlaştıran, farklı niyetler ve beklentiler ile obsesif ritüellerde bulunan, nefsani menfaatler uğruna her türlü kötülüğü mubah addeden herhangi bir insan veya toplum, hangi isim, sıfat veya ünvan altında olursa olsun, şeytani bir insandır / şeytani bir toplumdur.

Monday, May 4, 2026

Seni “Kerata” seni!

Genellikle çocuklar için “yaramaz, afacan, ele avuca sığmayan, sorunlar yaratan ama sevilen” anlamında kullanılan “Kerata” kelimesinin kökeni Yunanca “Keratos” (Boynuz) kelimesine dayanmaktadır.

“Ayakkabı çekeceği” anlamında kullanılan “Kerata” kelimesinin kökeni de yine “Keratos” (Boynuz) kelimesidir. Zira İngilizcede “Ayakkabı çekeceği” anlamında kullanılan “Shoehorn” kelimesinin kök anlamı “Ayakkabı Boynuzu”’dur. (shoehorn = shoe (ayakkabı) + horn (boynuz) )

 “Keratos” (Boynuz) kelimesi, tarih boyunca gücü, cinselliği, vahşi doğayı, günahı, bozgunculuğu, aldatmayı, kontrol edilemeyen dürtüleri, nefsani arzuları simgeleyen bir sembol olmuş ve özellikle Orta Çağ’dan itibaren, yoğun olarak “şeytan” sıfatının temsili sembolü olarak kullanılagelmiştir.

 “Aldatmak; Eşini aldatmak” anlamını temsil etmek üzere mecazi olarak “Boynuzlamak” fiilinin kullanılması da kökendeki “şeytaniyet” kavramına dayanmaktadır.

 “Keratos” (Boynuz) kelimesi, 19. Yüzyılda, Fransız okültist Éliphas Lévi tarafından, şeytanın sembolik  tasviri olarak karakterize edilen “Baphomet”* figüründe de kullanılmıştır. Ezoterik okültizmde “İki boynuz” figürüne “düalite (ikilik)”, “karşıtlık”, “muhalefet” anlamı da yüklenmektedir.

(*Baphomet = Arapça “Muhammed” (Övülmüş) kelimesinin farklı telaffuz edilmiş hali)

Baphomet figürü


“Boynuz” kelimesi, kutsal kitaplarda da “güç, kudret; soy, nesil” anlamlarını simgeleyecek şekilde yer almaktadır.

Tevrat;

2-Çıkış-27-2 Dört üst köşesine kendinden BOYNUZLAR yaparak hepsini tunçla kapla.

5-Tesniye-33-17 İlk doğan bir boğa kadar Görkemlidir o; BOYNUZLARI yaban öküzünün BOYNUZLARI gibidir. Bu BOYNUZLARLA ulusları, Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları yaralayacak. İşte böyledir Efrayim'in on binleri, İşte bunlardır Manaşşe'nin binleri."

İncil;

66-Vahiy-12-3  Ardından gökte başka bir belirti göründü: Yedi başlı, on BOYNUZLU, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu. Yedi başında yedi taç vardı.

66-Vahiy-17-3  Bundan sonra melek beni Ruh'un yönetiminde çöle götürdü. Orada yedi başlı, on BOYNUZLU, üzeri küfür niteliğinde adlarla kaplı kırmızı bir canavarın üstüne oturmuş bir kadın gördüm.

66-Vahiy-17-7  Melek bana, "Neden şaştın?" diye sordu. "Kadının ve onu taşıyan yedi başlı, on BOYNUZLU canavarın sırrını ben sana açıklayayım.

66-Vahiy-17-12  Gördüğün on BOYNUZ henüz egemenlik sürmemiş on kraldır; canavarla birlikte bir saat egemenlik sürmek üzere yetki alacaklar.

Kur’an’da ise “Boynuz” kelimesi, “Çağ, Dönem; Nesil, Soy; Boynuz” gibi çoklu anlamları olan “Karn” kelimesiyle temsil edilmektedir ki bu kelime batı dillerindeki “Horn / Corne / Horn” (Boynuz) (ing., fra., alm.) kelimeleriyle ortak kökendendir. Keza “Klakson” anlamında kullanılan “Korna” kelimesi de aynı kökenden olup, semantik olarak “ses çıkaran boru” olarak kullanılan “boynuz” ile ilintilidir. “InCARNation” (Bedenlenme, Etlenme, Soylanma) kelimesindeki kök olan “carn” kelimesi de aynı etimolojik  bağlamda bir başka örnek niteliğindedir.

18/83 Ve yes'eluneke an zil KARNeyn* kul seetlu aleykum minhu zikra

(Ve sana ZÜLKARNEYN'den, İKİ BOYNUZLUdan sual ediyorlar. De ki: "Size ondan hatırlatma okuyacağım.")

*karneyn = karn (boynuz; soy, nesil) + eyn (iki)

6/6 .... ve enşe'na min ba'dihim KARNEN aharin

( ..... ve onlardan sonra diğer NESİLİ inşa ettik. )

Sunday, May 3, 2026

İstek var mı İstek?

Bir şeyin “var olması” veya “var olmaması” tek bir koşula bağlıdır. İSTEK

Örneğin, tüm yaratılışın, yani ruhsal ve maddesel yaşam planlarının var olması, Yaratıcı’nın “isteği” ile gerçekleşmiştir. 

Yaratıcı’nın, “ruhtan üfleyerek” (bilinç vererek/kelimeleri bahşederek) idrakli bir varlık olarak yarattığı insan da, kendi yaşam kalitesini belirleyen, ruhsal veya maddesel tüm unsurları “isteği” ile ortaya çkarmıştır. 

O halde bugün insanlığın, içinde yaşamak durumunda kaldığı bu zulüm habitatının, bu kederosfer tabakasının müsebbibi kimdir? Yaratıcı mı? Bunu düşünmek, klasik, sinsi ve taktiksel bir insan davranışı olan “olumsuz bir durumda sorumluluğu başkasına atmak, olumlu durumda ise kendisine pay çıkarmak” yaklaşımından başka bir şey değildir.

Tek müsebbib, hem şikayet eden, hem de şikayetine konu olan temel sorunu gidermek yolunda adım atmayı “istemeyen” insandır. Nedir o temel sorun? 

Kibirdir. 

Başkasına göre daha üstün olma, başa geçme “isteği”dir. 

Bunun için malı çoklama yani “99 koyununa, kardeşinin o tek koyunu “da ekleme “isteği”dir. 

Bunu başarabilmek için de tüm insanlara eşit bahşedilmiş olan nimeti gasp etme “isteği”dir. 

Veya kendisi de mağdur olmasına rağmen, “Belki ben de menfaat sağlarım” düşüncesiyle gaspçıya yandaş olma veya tepkisizlik “isteği”dir. 

....

....

Tüm bu “istekler” esasen, aşağıdaki ayette de ifade edildiği üzere, "iyi olana" karşı “isteksizlik”i temsil etmektedir.

23/69 ... ONLARIN ÇOĞUNLUĞU HAK İÇİN, GERÇEK İÇİN İSTEKSİZDİRLER,

“İstek” kavramı, hem ilahi, hem de insani açıdan olmak üzere, olumlu ve olumsuz yönlere işaret edecek şekilde diğer bazı ayetlerde şöyle örneklendirilmiştir.

4/27 Ve Allah üzerinize tevbe eylemeyi İSTER. O ŞEHVETLERE TABİ OLANLAR BÜYÜK MEYİLLE MEYLETMENİZİ İSTERLER.

4/44 O kitaptan nasip verilenleri görmez misiniz? Sapıklığı satın alırlar ve YOLU SAPITMANIZI İSTERLER.

4/150 O Allah’ı ve O’nun resullerini inkar edenler, Allah ile resullerinin arasını kesinlikle ayırmak isterler. "Bazısına inanırız, bazısını inkar ederiz." derler. BUNLARIN ARASINDA YOL TUTMAK İSTERLER.

9/32 ALLAH’IN AYDINLIĞINI AĞIZLARIYLA SÖNDÜRMEK İSTERLER. Allah, inkarcılar hoşlanmasalar da, istemeseler de ancak AYDINLIĞINI TAMAMLAMAYI İSTER.

48/15 ... ALLAH’IN KELAMINI DEĞİŞTİRMEK İSTERLER. ....

75/5 EVET. İNSAN KENDİ ÖNÜNDE GÜNAH İŞLEMEYİ İSTER.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

5/74 E o halde ALLAH’A  tevbe edip de O’NDAN AF İSTEMEZLER Mİ?

2/185 ALLAH, müddeti tamamlamanız ve sizi yönlendirmesine karşılık allah’ı yüceltmeniz için SİZE kolaylık verip YARDIM ETMEYİ İSTER ve ZORLUĞU İSTEMEZ.

Friday, May 1, 2026

"Her" ... bir yapay zeka filmi

2013 yılı yapımı olan “Her” (Onun / Onu / Ona (kadın) ) isimli film, küreselcilerin hedefledikleri, "insan ile yapay zeka (YZ) arasındaki ilişkinin" formatını, niteliğini ifşa etmesi açısından önem arzetmektedir.


Filmde “Samantha”* isimli Individualized AI Operating System (Kişiselleştirilmiş Yapay Zeka İşletim Sistemi) ile duygusal bağ kuran, ona “aşık olan” ve onunla "cinsellik yaşayan!"yalnız bir adamın hayatı konu edilmektedir. Adam, yapay zekaya öylesine bağlanmaktadır ki tanıştığı bir kadın ile oluşması muhtemel duygusal bir ilişkiyi dahi reddetmektedir. Bu noktadaki mesaj oldukça kritiktir. Zira, teknokrat küreselcilerin hedefi "insan ile insan ilişkisi"ni mümkünse ortadan kaldırmak ve her türlü ilişkinin "tam anlamıyla" kendi kontrollerinde olmasını sağlamaktır. Zira, tüm olguların (eşyalar, araçlar, mekanlar vb.) dijital platform (dijital alem!) üzerinde birbirine bağlanmasını ve böylelikle küresel tam kontrolün sağlanmasını öngören IOT (Internet Of THINGS / ŞEYLERİN İnterneti) projesinin en önemli hedefi insanı o “THINGS” (ŞEYLER)’den biri yapmaktır.

Filmdeki "Samantha" isimli OS'nin (İşletim sistemi) sembolü 666 sayısının farklı formdaki bir temsilini andırmakta gibidir. (Evvelce de değinildiği üzere, bu sayı da her sayı gibi, potansiyel enerjisini, kendisine yüklenen pozitif veya negatif anlama göre tesire dönüştürmektedir.)

Filmlerdeki hiçbir kelime, sayı veya sembol rastgelelik arzetmemekte olup, her biri, belirli bir mesajı kitlelere iletmek üzere planlı ve detaylı olarak kurgulanmaktadır. Zira söz konusu filmdeki yapay zekanın ismi olan ve etimolojik analizi aşağıda yer alan “Samantha” ismi de özel seçilmiş bir kelimedir. 

samantha : samuel (tanrı duydu) (sama (duydu) + el (tanrı) ) (gre.) + anthos, antha (çiçek) (gre.)

Yani, “Samantha” kelimesinin kök bileşeni olan “Samuel” (Tanrı duydu) kelimesi ile esasen yapay zeka kavramı dolaylı olarak ilahlaştırılmaktadır. Bir başka deyişle kitlelerin bilinçaltına “yalnız adamın sesini YZ duydu ve onun yalnızlığına çare oldu” mesajı verilmektedir. Tıpkı derde derman talep edilen Allah (haşa) gibi ....

"Call from Samantha" (Samantha arıyor.)

Filmde "Samantha", simültane olarak (aynı anda) 8316 kişi ile konuşmakta olduğunu ve 641 kişiyle de aşk yaşadığını söylemektedir. Bu iki sayının nümerolojik değerleri sırasıyla 9 (8+3+1+6 = 18 ... 1+8 = 9) ve 11 (6+4+1 = 11) olmaktadır. Replikler, kitlesel operasyonların sembolü olan 9/11 kodunu oluşturacak şekilde özellikle sıralanmış gibi görünmektedir. Replik sahneleri aşağıdadır.









2024 yılında OpenAI tepe yöneticisi “Sam Altman”, filmdeki karaktere benzer bir yapay zeka sesine sahip olan GPT-4o'nun lansmanında doğrudan "Her" filmine atıfta bulunmuştur. Şahsın ismi olan “Sam* Altman” kelime ikilisinin, lansman tarihinden 11 yıl önce çekilen filmdeki AI İşletim Sistemi’nin ismi olan “Samantha” kelimesi ile fonetik uyum arzetmesi da ayrıca dikkat çekmektedir. Bu tip uyumlar, doğrudan ilgili zümre tarafından belirli planlar çerçevesinde kurgulanabildiği gibi, ilahi nizam tarafından, onların dahi farketmediği şekilde, araştıran ve gören gözlere ayet olması, ifşa olması için kurgulanabilmektedir.

*“Sam” kelimesi esasen “Samuel” kelimesinin kısaltılmış hali olup, “Samantha” kelimesinin kökü de “Sam” kelimesidir. Ayrıca Tevrat'ın 9. suresinin ismi de "Samuel"'dir. (Sure numarasının 9 olması 666 (6+6+6 = 18 ... 1+8 = 9) bağlamında da sayısal uyum arzetmektedir.)